(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 17, 46, 47) (766 S. K. m. 31)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.10.1988 gün ve 233-230 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 10.4.1989 gün ve 1992-3700 sayılı ilamı;
(... Dava dilekçesinde 3402 sayılı Yasa'nın 46 ve 47.maddeleri hükümlerine göre imar ihyadan söz edilmiştir. Her ne kadar tapulama tutanağında taşınmazın başka sebeple Hazine adına yazıldığı ileri sürülmüş ise de davacı tarafından bunun aksi ileri sürüldüğüne göre davacıya bu yönün ispatına imkan verilmesi gerekir. İmar-İhya söz konusu olan hallerde 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 31/2.maddesi uygulanamaz. Bu yön gözönünde tutulmak suretiyle tarafların gösterecekleri delillerin toplanması ve birlikte değerlendirildikten sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17.maddesinde; orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetlerine tahsis edilmeyen araziden masraf ve emek sarfıyla ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz malların, aynı Kanun'un 14.maddesindeki zilyetlik şartlarının da mevcut olması halinde imar ve ihya edenler veya halefleri adına tesbitine imkan sağlayan ve bu Kanun'un kaldırdığı eski yasada bulunmayan yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Yasa'nın 46.maddesinde de, Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallardan, imar ve ihya yoluyla bu kanun hükümlerine göre doğan edinme koşuluna istinaden, daha önce kadastrosu yapılan yerlerde Kanun'un yürürlüğe girmesinden itibaren ilgilileri için tesbit tarihinden itibaren on yıllık sürenin geçmiş olmasına bakılmaksızın iki yıllık bir dava hakkı öngörülmüştür.
Anılan bu süre, hak düşürücü süre olduğu gibi 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren de geçmiş durumdadır.
Hak düşürücü sürelerin, hak arama yönünden çok sınırlı olarak, tamamen amacına yönelik biçimde yorumlanması ve hak arama yolunun mümkün olduğu oranda kapatılmaması, temel bir usul yorum kuralı olduğu gibi öğretide de baskın görüş, halindedir.
Davacı, Tapulamaca, mütegayyip eşhastan kaldığından bahisle 1973 yılında davalı Hazine adına tesbit edilen dava konusu parselin 1953 yılından beri zilyetliğinde bulunduğunu ve imar-ihya ettiğini ileri sürerek, temyize konu davayı açmıştır.
Gerçekten, çekişmeli yerin tapulama tutanağında, bu yerin davacının işgalinde olduğu da, beyanlar hanesinde şerh verilmiştir.
O halde, dava hakkının süresinde kullanıldığı gözetilerek, işin esasına girilmesi ve Yasa'nın öngördüğü koşullar çerçevesinde imar-ihya yönünden araştırma yapılması ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gereğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Direnme kararı, bu nedenle bozulmalıdır.
Davacı vekilinin, temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan Özel Daire kararındaki nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy