(743 S. K. m. 581) (1086 S. K. m. 185)
Dava: Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çayıralan Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.2.1989 gün ve 136-31 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 19.9.1989 gün ve 9858-7891 sayılı ilamı:
(... 1985/136 esas 1987/147 karar sayılı hüküm davacı Zeliha tarafından açılan davanın geri alınmasına ilişkindir. HUMK.'nun 185. maddesi hükmüne göre davadan sarfınazara ilişkin hükümler kesin hüküm olmaz. O itibarla davalı tarafın bu hükmün kesin hüküm olduğuna dair itirazı yersizdir. Ancak, taksim hakkında yapılan inceleme yetersizdir. Davalı tarafın savunması göz önünde tutularak 12.10.1987 tarihli oturumda kamulaştırma evrakının ve krokisinin getirilmesine karar verilmiş olduğu halde bu ara kararı sonraki yargılama oturumlarında izlenmemiştir. Oysa savunma şekline göre istimlak krokisinin getirtilip nizalı yerin ne suretle belirlendiğinin araştırılması gerekir. Bundan ayrı kabul şekline göre taşınmaz 2 parçaya bölünmüş ve bunun 1/3 ü hakkında meni müdahale kararı verilmiştir. Bu kabul şekli şahadete uygun bulunmamaktadır. Mahkemenin hükmüne esas aldığı tanık ifadelerinde taşınmazın 2/3 sinin davalıya 1/2 nin davacıya ait olduğu belirtilmiş, ancak, bu belirlemenin fiilen taksim şekline yönelik olduğu hakkında bir açıklamada bulunulmamıştır. Bu durumda taksim edilen kısım kabul şekline göre 1/3 hisseye tekabül etmemiş ise de bu hisse arazi üzerinde ayrı bir parça şeklinde gösterilmemiştir. O itibarla dava bu miktar üzerinden kabul edilse bile belli bir parça hakkında değil, belli bir hisse hakkında müdahalenin önlenmesine karar verilmesi gerekir. Mahkemenin şahadete göre tesis ettiği hüküm yasaya uygun düşmemektedir. İstimlak krokisi getirtildikten ve yerine uygulandıktan sonra tüm delillerle birlikte yeniden değerlendirilip uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu taşınmazın, kök muris Bıyık oğlu Mustafa'dan geldiği tartışmasızdır.
Davacı, müşterek miras bırakan Bıyık oğlu Mustafa'nın ölümünden sonra mirasçıları arasında yapılan rızaı taksimde, çekişmeli taşınmazın, annesi Akile hissesine isabet ettiğini, ondan da kendisine geçtiğini ileri sürmüştür.
Ancak, kök muris Bıyık oğlu Mustafa'dan alınan 8.6.1978 tarihli mirasçılık belgesinden davacının annesi Akile'nin anılan tarihte sağ olduğu anlaşılmaktadır.
1310 doğumlu bulunan Akile'nin 1978 yılından sonra ölmüş olsa dahi, terekesi iştirak halinde mülkiyet üzere olacağından, başka mirasçısının bulunup bulunmadığının araştırılması ve uyuşmazlığın niteliğine göre M.K.'nun 581. maddesi hükmü gözetilerek, gerekli iştirakin sağlanması ve davanın buna göre yürütülmesi gerekir.
İştirak halinde mülkiyette; iştirakçilerden biri, taşınmaza elatan üçüncü kişiler aleyhine yalnız başına dava açabilirse de, M.K.'nun 581. maddesi gereğini yerine getirmeden davayı yürütemez. Bu husus, davanın görülebilirlik koşuludur.
Olayda da, bu konuda gerekli araştırma yapılmaksızın, annesinden davacıya hissesinin nasıl geçtiği dahi gösterilmeden, davanın yürütülerek esastan hüküm kurulması doğru değildir.
O itibarla, yerel mahkeme direnme kararı, bu nedenle bozulmalıdır. Bozma sebebine göre de, şimdilik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenden dolayı BOZULMASINA bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy