(506 S. K. m. 6, 79)
Dava: Taraflar arasındaki Tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 19.12.1990 gün ve 1989/2177-1990/3191 sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 10.Hukuk Dairesi'nin 18.2.1991 gün ve 300-1424 sayılı ilamı: ... Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/8. maddesi olup anılan maddeye göre Kurum'a bildirilmeyen hizmetlerin tespitine karar verilebilmesi için sigortalının işyerinden ayrıldığı yılın sonundan itibaren anılan maddede öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçmeden davanın açılmış olması gerekir. Olayda davacının, işyerinden ayrılmadığı ve halen çalışmakta bulunduğu anlaşıldığına göre, hak düşürücü sürenin işlemeye başlamadığı açık-seçik ortada bulunmasına karşın mahkemece yazılı şekilde süre yönünden davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresince temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava sigortasız çalışmaların tespiti isteğine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/8. maddesidir. Anılan maddeye göre kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespitine karar verilebilmesi için, davacının çalıştığı işyerinden ayrıldığı yılın sonundan itibaren 10 yıl içinde bu tür davaların açılması gerekir. Bu sürenin hak düşürücü süre olduğu ise Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Olayda, davacının çalıştığı işyerinden ayrılmasını takiben henüz yasal süre dolmadan aynı işyerine girdiği ve halen aynı yerde çalışmaya devam ettiği hususu tartışma konusu değildir. O itibarla hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu olmaz. Bu bakımdan Yasa'nın öngördüğü süre dolmadan taraflar arasında yeniden ilişki kurulmuş ve halen sürmekte bulunduğuna göre davacının davasının süresinde olduğunun kabulü gerekir. Nitekim HGK'nun 28.02.1986 gün ve 37-184 sayılı Karar'ında da aynı ilke açıkça vurgulanmıştır. O halde Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararı ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy