(743 S. K. m. 641) (3402 S. K. m. 45)
Taraflar arasındaki orman tahdit sınırları dışına çıkarılan dava konusu taşınmazın tapu kaydına binaen tescili, kayıtta yazılı orman şerhinin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Üsküdar Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.5.1990 gün ve 1988/245-1990/443 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 27.11.1990 gün ve 90/9261-10337 sayılı ilamı;
(... 16.4.1987 günlü bozma kararında dava konusu yerin aslında Devlet ormanı olduğuna ve 6831 sayılı Orman Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılabileceği ve davanın reddi gereğine değinilmiştir. Ne var ki bundan sonra ve 9.10.1987 günü 3402 sayılı Kadastro Kanunu yürürlüğe girmiş ve bunun 45. maddesinde bu tür yerler için hak sahipleri adına tescil olanağı getirilmiştir. Daha sonra karar düzeltme isteğinde bulunulmuş ve sözü edilen Yasa hükmü bakımından bir inceleme yapılması gerektiği nedeni ile bu istek kabul edilmiştir. Ancak daha da sonra 3402 sayılı Kanunun 45/3. maddesindeki tapulu yerlerle ibaresi Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün ve 31/13 sayılı kararı ile iptal edildiğinden karar düzeltme isteği üzerine Dairemizce verilen 1.2.1988 günlü karar bağlayıcılığını kaybetmiştir. Yürürlükte olmayan ve iptal edilen bir yasa hükmünün davanın her aşamasında gözetilmesi gerekir.
Bu durumda öncesi itibariyle orman olan yer için 16.4.1987 günlü bozma kararında belirtildiği üzere davanın dinlenme kabiliyeti kalmamıştır. Aksine görüş ve düşünce ile yazalı biçimde davacı adına tescil kararı verilmesi doğru değildir
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, 25.4.1982 günlü dilekçesiyle, Orman Genel Müdürlüğü ve Hazine'yi hasım göstererek, 19.2.1955 tarih ve 269 numarası tapu ile maliki bulunduğu taşınmazın tapu kütüğüne konulmuş olan, orman tahdit sahası içerisinde bulunduğuna ilişkin tapu kütüğüne konulmuş olan, orman tahdit sahası içerisinde bulunduğuna ilişkin şerhin kaldırılmasını ve bu taşınmazın orman niteliğinde bulunmadığının tesbitiyle orman dışına çıkartılmasını, bu şekilde adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Yerel Mahkeme ile özel Daire arasında, öncesi orman olan bu yerin 1744 Sayılı kanun'a göre orman rejimi dışına çıkartılması durumunda Hazine adına tescili gerektiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Ancak, yerel mahkeme çekişmeli yerle ilgili olarak davanın yargılaması sürerken yapılan tapulama sırasında, taşımazın, komisyonca davacı adına tesbit edildiğini, Hazine'nin buna itirazı üzerine Üsküdar Tapulama Hâkimliğince, bu tesbitin ikinci tapulama olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilip, tescil istemi konusunun genel mahkemede çözümlenmesi gerektiği görüşü ile görevsizlik kararı ittihaz olunduğunu, bunun üzerine Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada da 1984/718-1985/613 sayılı karar ile Hazine'nin tescil isteminin reddedildiğini belirterek, ortada kesin hüküm bulunduğu kanaatiyle ilk kararında direnmiştir.
Görüldüğü üzere uyuşmazlık, ortada davacı yararına bir kesin hüküm bulunup bulunmadığı noktasında düğümlenmektedir.
Davacı, 19.2.1955 tarih ve 269 numaralı tapusuna dayanarak orman alanı dışına çıkarılma ve tescil istemiş bulunduğuna göre; tapunun kendisine bu yolda bir hak bahşedip bahşetmeyeceği hususu bu dava sonunda ortaya çıkacaktır. Başka bir anlatımla, dayanak tapusu görülmekte olan davada tartışma konusudur. Her ne kadar anılan tapu, 1983 yılında tapulama ile revizyona tâbi tutulmuşsa da, Hazine'nin itirazı üzerine tapulama mahkemesince tesbit iptal edilmekle geçerlilik kazanmamış, böylece davacı adına yeni bir kayıt oluşmamıştır.
Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1984/718 esas ve 1985/631 K. sayılı, 11.12.1985 günlü kararında, Hazine'nin tescil istemi reddolunmuş ise de, davacı Mualla Tulga Yararına da bir hüküm kurulmamıştır. Kararın gerekçesindeki sözlerden hareketle davacı lehine bir hak doğduğundan da söz etmek mümkün değildir. Zira, Mualla Tulga'nın bu kararda değinilen tapusu, yukarıda da belirtildiği üzere, adı geçen tarafından daha önce açılmış eldeki davaya dayanak alınmıştır ve yargılama da bu kaydın geçerli olup olmadığı hususunda sürmektedir.
HUMK.'nun 237 maddesine göre bir davada kesin hükümden söz etmek için konu, taraf ve dayanılan maddi vakıalar olarak anlaşılması gereken, sebep birliğinin bulunması zorunludur. Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin anılan kararında, davacı Mualla Tulga yararına tescile ilişkin bir hüküm yer almamıştır. Görülmekte olan temyize konu davada da davacı tapusunun çekişme konusu edilmiş olması karşısında artık kesin hükmün varlığından söz edilemez. O itibarla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. O halde direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA 26.02.1992 günü yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy