(1086 S. K. m. 43) (818 S. K. m. 106, 11)
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.5.1989 gün ve 1988/640- 1989/403 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 6.2.1990 gün ve 1989/3279-1990/376 sayılı ilamı:
( ...Davacı, 29.7.1987 tarihli sözleşmeye dayanarak davalıya sipariş ettiği mobilyaların kararlaştırılan 5.10.1987 tarihinde ikmal ve teslim edilmediğinden sözleşmeyi feshettiğini, ileri sürerek davalıya ödediği peşinatın faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı yazılı sözleşmeyi kabul etmediğini ancak aralarında sözle bir anlaşmanın mevcut olduğunu mobilyaları hazır duruma getirdiği halde davalının almaktan kaçındığını savunmuştur.
Her ne kadar davacı 29.7.1987 tarihli bir sözleşme ibraz etmiş ise de bu, sözleşmede tarafların imzalarının mevcut olmadığı anlaşılmış ve mahkeme kararında kabul edildiği üzere, tarafların mobilya yapımı hususunda sözlü olarak anlaştıkları sübuta ermiştir. Ne var ki, sözlü anlaşmada mobilyaların teslim edileceği tarih üzerinde taraflar ittifak etmedikleri gibi böyle bir tarihin varlığı da davacı tarafça usulen ispat edilmiş değildir. O halde taraflar arasındaki eser sözleşmesinin süresiz olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan BK. 107. maddesinin uygulama olanağı bulunmayan hallerde taraflardan birinin akdi feshedilebilmesi için aynı kanunun 106/1 madde hükmü gereğince borcun ifasını sağlamak bakımından diğer tarafa uygun bir süre tanınması ya da böyle bir sürenin verilmesini hakimden istemesi zorunludur.
Somut olayda; davacının davalıya herhangi bir süre tanımaksızın 27.4.1988 tarihli ihtarname ile akdi feshettiği anlaşılmış olup yasal koşulları gerçekleşmeyen fesih nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten kural olarak duruşma sırasında ileri sürülmeyen kanıtların temyiz aşamasında nazara alınması mümkün değildir. Ne var ki, olayda davacı davanın açılmasından itibaren her aşamasında ısrarla davalı ile aralarında düzenlenmiş yazılı bir sözleşmenin varlığını ileri sürmüş ve bunun Turizm Bankasında olduğunu bildirmiştir. Davalı taraf ise aradaki anlaşmanın sözlü olduğunu savunmaktadır. Ancak Turizm Bankasından istenen sözleşme örneği bulunmadığı için gönderilmemiş yalnızca imzasız bir belge mahkemeye verilmiştir. Davacı ise sözleşmenin bankaca gönderilmesinin davalının yakınlarınca engellendiğini ileri sürerek karar düzeltme aşamasında içeriği itibariyle imzasız örneğinin hemen aynı olan yazılı sözleşmeyi ibraz etmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu sözleşme duruşma sırasında açıklıkla bildirilmeksizin temyiz aşamasında ibraz edilmiş değildir. Varlığı ve bulunduğu yer dava safahatında ısrarla ifade edilmiştir. Kaldı ki, adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanması temel usul kurallarındandır. Bu konuda usul ekonomisinin de gözetilmesinin izahtan varestedir. Bu itibarla davacı tarafından ibraz edilen yazılı sözleşmenin sıhhatinin tahkiki ve gerekli inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi icap eder. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy