(743 S. K. m. 24) (2709 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 49)
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.12.1989 gün ve 503-1048 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4.3.1991 gün ve 2445-1727 sayılı kararı; (... 1 - Davacı, davalıya ait gazetede yapılan yayınla kendisinin kişilik hakkına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek manevi tazminat istemiştir. Mahkeme bilirkişi raporunu benimseyerek 10.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline karar vermiştir.
Davaya konu yayın, davalıya ait gazetenin 1 Haziran 1988 günlü sayısında yapılmıştır. Biri Samsun'da diğeri de Köln'de yaşanan 2 olay başlığı altında; bir tarafta Karases'in yurdu böyle boşaltıldı başlığı altında Köln'de C.K.'a ait gençlik yurdunun boşaltılması haber olarak verilirken, bunun hemen yanında Sakallının, yediği nane başlığı altında dava konusu yayın yapılmıştır. Bu yayında bir vakıf tarafından haremlik-selamlık şeklinde düzenlenen toplantıda, davacının La ilahe illallah diyenleri memleket içinde; demeyenleri ve inanmayanları sınırlarımız dışında görmek istiyoruz dediği açıklanmıştır. Sağlıklı bir nitelendirme yapabilmek için öncelikle olayda kişilik hakkına saldırı olduğu öne sürülen olgular üzerinde durulmalıdır.
Yazı başlığında davacıyı kamuoyuna tanıtansakallının yediği nane sözü yazının içeriğinde geçen ve yukarıda açıklanan söze karşılık yazılmıştır. Davacı bu sözlerin söylenmediğini ileri sürmediği gibi cevaba cevap dilekçesinde bu sözlerin doğruluğunun ve yanlışlığının dava edilmediğini açıklamıştır. Bu nedenle bu sözlerin davacı tarafından söylendiği kabul edilmelidir.
Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir (Anayasa md.2). Türk yurdu Anadolu'da yaşayan yurttaşları la ilahe illallah diyen veya demeyen şeklinde ikiye ayırmak ve ikincilere bu vatanda yaşama hakkı tanınmamasını ileri sürmek Anayasa düzenine aykırı olduğu gibi ulusal birliği bozacak niteliktedir. İşte bu dayanağı olmayan ve Anayasal devlet düzenine aykırı söze karşılık davacının sakallının yediği nane şeklinde kamuya tanıtılmasında aşırılık bulunmamaktadır. Aslında yediği naneye bak sözü uygunsuzluk ve yakışıksızlık etmek anlamındadır (Bkz. Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Yıl 1977, sh: 420). Bu anlamda alındığında sakallının yediği nane sözlerinin biraz sert olsa da davacının açıklanan sözlerine uygun düştüğü kabul edilmelidir.
Diğer taraftan davacıyla ilgili haberin, Karases olarak tanınan ve Almanya'da yaşayan C.K.'a ait haberle aynı başlık altında yan yana verilmesinde araç bakımından aşılma söz konusu olamaz. Çünkü davacının La ilahe illallah demeyenleri ve inanmayanları sınırlarımız dışında görmek istemesi ister istemez kendisinin şeriat devlet düzenini isteyenlerle aynı doğrultuda olduğunu göstermek için güçlü bir kanıt olur.
Basının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çağdaş niteliklerinin en önemlilerinden olan laiklik konusunda kamuoyunu aydınlatması ve bilinçleştirmesi görevidir. Olayımızda haber gerçek olaylara dayandığı gibi amaçla yayının veriliş şekli ve sözcüklerde de bir aşırılık söz konusu değildir; başka bir deyişle yayında konunun duyarlılığına denk düşen uygun araçlar kullanılmıştır.
O halde mahkemenin yazılı başlığında kullanılan sözlerin anlamını araştırmadan ve yazı içeriğinde geçen sözlerin Devletimizin en önemli niteliğini oluşturan laiklik ilkesiyle çeliştiğini gözetmeden hüküm kurması yasaya aykırı olup hüküm dava reddedilmek üzere bozulmalıdır.
2 - Mahkeme olayda Borçlar Kanununun unsurlarının belirlenmesi için Hukuk Fakültesi Öğretim Üyelerinden oluşan üç kişilik bilirkişi kurulunun görüşünü almıştır. HUMK. nun 297. maddesi, hakimin hukuki konularla bilirkişinin oyuna başvuramayacağını açıkça ifade etmiştir. Buna rağmen Borçlar Kanununun 49. maddesinin somut olayda nitelendirmesi için bilirkişi görüşünün alınması yasanın emredici kuralına aykırıdır. Tarafların ve vekillerinin hakimin böyle bir işlemine karşı çıkmamış olmaları sonucu değiştirmez... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, davalı gazetedeki yazı üzerine kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan söz ederek tazminat talep etmiştir. Davacının, bir konferansta lailahe illallah diyenleri memleket içinde, demeyenleri ve inanmayanları ise sınırlarımız dışında görmek istiyoruz dediği hususunda uyuşmazlık yoktur.
Davacının bu beyanı üzerine davalı gazetenin, sakallının yediği nane başlığı altında yazdığı yazıda, ilginç geceyi izleyen davetliler: 20. asırda bir ülkede kadın ve erkeklerin haremlik selamlık şeklinde bir konferansı izlemeleri düşündürücüdür, dediler sözlerine yer verildiği görülmektedir.
Anayasanın ikinci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti, üçüncü maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu belirtilmiş, Dördüncü maddesinde ise Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği gösterilmiştir.
Davacının konferansta söylediklerini yukarıdaki Anayasal ilkelerle bağdaştırmak mümkün değildir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ters düşen böyle bir beyanat üzerine davalı gazetede, toplumu, daha doğru bir deyimle genel yararları ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlarda kamu oyunu düşünmeye sevk edecek tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak için tamamen basın özgürlüğü hudutları içinde, kamu görevi niteliğindeki fonksiyonunu yerine getirmiş, eleştiri niteliğindeki dava konusu yazıyı yazmıştır.
Yazının başlığını, gerçek anlamı dışında değerlendirmek hukuken mümkün değildir. Denetim, eleştiri, uyarma ve gerçekleri açıklama basının en doğal ve vazgeçilmez ödevleridir. Değişik fikir ve düşünceler, değer ve inançlar dokunulmaz ve tenkit edilemez değildir. Böyle bir beyanda bulunan davacı, eleştiriye kendi hareketiyle neden olmuştur. Davalı gazete, Devletin temel ilkeleriyle bağdaşmayan davacının sözleri üzerine bu yazıyı yazmıştır. Hukukça korunan haklı bir çıkarın elde edilmesi durumunda, kişilik hakkının saldırıya uğradığını iddia eden kişi, bu hakkının kamu yararından daha üstün olduğunu iddia edemez. Basın, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün söz konusu olduğu durumlarda özgürce eleştirmek ve bilgi vermek hakkına sahiptir. Eleştiri hakkıyla, kişilik hakkının çatışması halinde ise hiç kuşkusuz kamu yararı üstün tutulacaktır. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı vekili temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy