(6762 S. K. m. 1016)
Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.5.1989 gün ve 582420 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.2.1991 gün ve 6026867 sayılı ilâmı:
(... Mahkemece; davalının zararı, sözleşmenin 28. maddesine göre hesaplanmış olup yapılan hesap sonucu verilen kararı temyiz etmeyen davalı, bu şekilde ki zarar hesabını kabul etmiştir. Sözü edilen zarar hesabı, taşımanın başka bir tankere yaptırılması halinde davalının fazladan ödemek zorunda kaldığı meblağın tesbitine yönelik olup böylelikle teminatın, cezai şart niteliğinde olmadığı hususunda kesinleşmiştir.
Davacı, taşımayı başkasına yaptırtan davalının bir zararı olmadığını, kendilerinin taşımayı yapması halinde davalının ödemek zorunda kalacağı meblağdan daha düşük maliyette ikinci taşımayı yaptırdığını ileri sürmüştür. Özellikle, sözleşmenin 16. maddesi uyarınca davalının, ilave harp sigortası yaptırması gerektiğini, zararın hesaplanmasında bu hususun nazara alınmadığını belirtmiştir. Gerçekten de taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 16. maddesinde, ilave harp sigortasının taşıtıcı tarafından yaptırılacağı hükmü yer almaktadır.
Bu durumda mahkemece, taşımanın davacıya ait gemi ile yapılması halinde sözleşme hükümlerinin tümü nazara alınarak davalının ödeyeceği meblağ, (ilave harp sigortası primi dahil) diğer bir deyimle bu taşınmanın davalıya olan maliyeti ve bundan sonra davalının bir başkasına yaptırttığı taşımanın maliyeti hesaplanmalı, bu iki taşıma gideri arasında davalı aleyhine bir fark olup olmadığı belirlenmelidir. Belirtilen bu hesaplama için bilirkişi raporu nazara alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken sözleşmenin, maliyete etken olabilecek bir kısım hükümleri nazara alınmaksızın zarar hesabı yapılması doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy