(818 S. K. m. 24, 61, 62, 113) (2942 S. K. m. 21)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 8.5.1991 gün ve 711456 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 4.10.1991 gün ve 21123-29239 sayılı ilâmı;
(... Kamulaştırma Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca idarenin kamulaştırmadan tek taraflı olarak vazgeçmesi nedeniyle kamulaştırma bedelini geri verme durumunda kalan mal sahibi faiz borcu ile yükümlü değildir. Ancak davacı böyle bir borcu bulunmadığını bildirerek davalı idareye 8.100.000 TL. faiz olarak para ödemiştir. Borç olmayan bir şeyin bilerek ödenmesi durumunda geri istemek hakkı doğmaz. Bu bakımdan davanın reddine karar vermek gerekirken kabul edilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, davalı Belediye tarafından Kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırmasından vazgeçildiğini; taşınmazı geri alabilmek için kendisine ödenen kamulaştırma bedelini faizi ile birlikte ödediğini ileri sürerek nedensiz alınan 8.100.000 lira faizin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Dava, Borçlar Kanunu'nun 62. maddesinden kaynaklanan nedensiz zenginleşmeye ilişkindir: Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zannettiğini ispat etmedikçe, onu geri alamaz. Bu kuralda üç unsur söz konusudur. borçlu olmamak özgür iradesiyle (ihtiyariyle) ödemek ve ödenen borcun varlığını hataen kabul etmektir.
Dava konusu taşınmazın, kamulaştırıldıktan sonra, tapu kaydı ile birlikte zilyetliği davalı idareye geçmiş ve vazgeçme üzerine kamulaştırma bedeli ve dava konusu faiz ödenmesiyle mülkiyet kayden davacıya geri verilmiştir. Davacı, geri alma tarihine kadar taşınmazdan yararlanmadığına göre kamulaştırma bedelinin elinde bulunduğu süre içinde faiz ödeme yükümlülüğü altında değildir; bu nedenle ödenmesi gereken bir borç söz konusu olamaz. Diğer taraftan davacının ödemeyi ihtiyariyle ve borcun ödenmesi amacıyla yaptığı da tartışmasızdır. Tartışmalar hata kavramı üzerinde toplanmıştır.
Borçlar Kanunu'nun 62. maddesinden kaynaklanan nedensiz zenginleşme davasının esası, hataya değil sebebin yokluğuna dayanır. Burada iradenin hata sebebiyle bozulması önemli değildir; hatanın Borçlar Kanunu'nun 24. maddesinde açıklanan şekilde esaslı hata olması zorunlu olmayıp saik hatası yeterlidir. Bu nedenle borcun varlığı hakkında hataya düşmüş olmalıdır. Başka bir anlatımla ödemeyi yapanın yanlış bir düşünce sonucu kendisini borçlu sanması yeterlidir. (Reisoğlu Sebepsiz İktisap Davasının Genel Şartları Sh.158 vd.); (Eren, Borçlar Hukuku C.III, Sh.49); (Becker, İsviçre Medenî Kanunu Şerhi Borçlar Kanunu Genel Hükümler Fasikül Çeviri K. Reisoğlu Sh.386387).
Borçlar Kanunu'nun 62. maddesi hatasız, irade üzerindeki sonuçlarından çok, ispata ilişkin bir sorunu düzenlemektedir. Hatayı ispat etmek, sebebin yokluğunu ispat demek olduğu için hata bir unsur olarak kabul edilmiştir. Bir edada bulunanın (ödeme) normal olarak bir nedene dayanacağı buna göre hareket edeceği ve borç olmayan şeyi ödemek de bir amacı bulunacağı düşüncesinden hareketle eğer sebep yoksa, hata edilmişse bunun ispatı davacıya yüklenmiştir. İspatı davacıya yüklemekten amaç, bağışlamaları korumaktır. Hataya dayanmayan bir kazandırma, borcun ifası amacıyla değil, bağışlama sebebiyle yapılmış sayılır ki, böyle bir durum sebepsiz zenginleşmeye ve iade isteğine engel olur (Eren age., Sh. 49). Hatta 62. madde olmasaydı bile borçlu olmayan şeyin ödenmesi halinde iadesi 61. maddeye göre mümkün olurdu. Ancak o zaman edayı kabul eden, ortada bir bağış olduğunu iddia ediyorsa; bağışı, yani karşı tarafın hata etmediğini ispat etmek zorunda kalırdı. İşte 62. madde ispat yükünü davacıya yüklemekle edayı kabul eden davalıyı bu yükten kurtarmış olmaktadır. (Reisoğlu, age. Sh.159).
Borçlar Kanununun 62. maddesinin Türk İsviçre hukukundaki yerleşmiş uygulaması bu yöndedir (YHGK. 4.12.1974/467/1293); RG. 64 11 121, Federal Mahkeme İçtihatları Yargıtay Yayınları18, Çeviri Yayınları Sh:260). Bu nedenle Yargıtay'ın değişik yöndeki kararlarını (9.HD., 3.11.1977/14802161242.HD. 9.5.1978 2193/3760 Bkz. YKD. 1978 sayı:5, Sh. 734 ve 1979 sayı 5. Sh. 620) örnek olma niteliği bulunmamaktadır. Kabul edilen bu çözüm tarzı Özel Hukuk sisteminde ve haksız zenginleşmenin anlamından ve işlevinden doğmaktadır. Aksi düşünce ile geri almayı esaslı hataya bağlayıp ihtiyariyle ödemelerin iadesini zorlaştırmak çelişki yaratır ve hakkaniyete aykırı olurdu.
Bu itibarla mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle davanın kabul edilmesi doğrudur.
O halde usul ve yasaya uygun bulunan direnme karan onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy