(3402 S. K. m. 9, 22)
Taraflar arasındaki tescil ve kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara (Kadastro Mahkemesi sıfatıyla) Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce mahkemenin görevsizliğine dair verilen 15.11.1990 gün ve 1990/352738 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 20.6.1991 gün ve 1991/10339066 sayılı ilâmı:
(... Dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş, askı ilanı 7.5.19905.6.1990 tarihinde yapılmış ve yasada öngörülen 30 gün süre içerisinde ve 5.6.1990 günü dava açılmış olduğuna göre tesbitin kesinleştiği kabul edilemez. Buna karşın kadastro Müdürlüğünün tutanağı kesinleştirmiş olması, dayanaktan yoksun bulunmakla hukukça değer taşımaz. Diğer yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/2. maddesinde tesbit dışı bırakılan kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların kadastrolarının yapılabileceği öngörülmüştür. Hazine kamu kurumudur. Bu yöne usulün 432. maddesinde de değinilmiştir. Olayda taşınmazın tesbiti kayıt ve belgeye dayalı olmadan Hazine adına yapılmıştır. Mahkemece bu yönler gözetilerek tutanak aslı getirtilip davaya bakılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemenin görevsizliğine, usulün 27. maddesi uyarınca görev yönünden dava dilekçesinin reddine, karar verilmesi isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava konusu taşınmaz, 1953 yılında Tapulamaca ekilemez arazi niteliğinde bulunduğu belirtilmek suretiyle tesbit dışı bırakılmıştır. Tesbit dışı bırakma işlemi taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tesbit işlemi değilse de, görevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığının saptanarak hukuksal durumunun belirtilmesi nedeniyle, öncelikle bir tapulama işlemidir.
Yine açıklamak gerekir ki, tesbit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Yapılmışsa ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır. Bu husus, kadastro hukukuna işin özelliğinden kaynaklanan vazgeçilmez bir ana kuraldır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22. maddesinin 1. fıkrasında da bu temel ilke aynen açıklandıktan sonra 2. fıkrasında tesbit dışı bırakma işleminin bir kadastro işlemi olduğuna ilişkin kabulün doğal sonucu olarak evvelce tapulama ve kadastro çalışmaları sırasında tesbit dışı bırakılan yerlerle ilgili olan bu ilkeye iki istisna getirilmiştir. Bunlar bu yerin tapulu olması ya da kamu kurum ve kuruluşlarına ait bulunması halleridir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu'nun 6.3.1991 tarih 2100 ve 2.10.1991 tarih 366453 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.
Somut olayda ise dava konusu taşınmazın Maliye Hazinesi'nin isteği üzerine Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nce verilen emre dayanılarak 3402 sayılı Yasanın 22. maddesinin 2. fıkrasına göre kadastrosu yapılmıştır. O itibarla Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
3402 sayılı Yasanın 22. maddesine göre evvelce tesbit, tescil ve sınırlandırma suretiyle kadastrosu veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir defa kadastroya tabi tutulursa, ikinci kadastro bütün sonuçları ile hükümsüz sayılır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, tapulama veya kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan tapuda kayıtlı taşınmaz mallar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerin bu Kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılır, hükmü yer almış bulunmaktadır. 766 sayılı Yasanın 2. maddesinde tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile aynı nitelikte olan sahipsiz kayalar, tepeler, dağlar ve Orman Kanunu uyarınca orman sayılan yerler tapulamaya tabi tutulmaz hükmü yer almış bulunmakta idi. Nizalı taşınmaz bu madde hükmüne göre işlenemeyen yer olarak tesbit dışı bırakılmıştır. İşlenemeyen yerden maksat tarıma elverişli olmayan sahipsiz yer demektir. Türk Hukukunda Devlet malları ikiye ayrılmaktadır. Birincisi Kamu malları olup, diğeri Devletin özel mallarıdır. Devletin özel mallarından maksat Hazinenin tapulu yerleri, arsaları, Hazineye ait çiftlikler ve haralar gibi yerlerdir. Kamu malları ise üçe ayrılmakta olup,
a) Kamunun yararlandığı mallar, bunlar mera'lar, yaylak ve kışlaklar, harman yerleri, parklar ve panayır gibi yerlerdir.
b) Hizmet malları; Bunlar ise bir kamu hizmetine tahsis edilmiş olup, hastaneler, okul ve hükümet binaları gibi yerlerdir.
c) Üçüncüsü ise sahipsiz yerlerdir. Bu yerlerin hukuki durumu Medeni Kanunun 641. maddesinde açıklanmıştır. Bu maddeye göre bu gibi yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, hiç kimsenin mülkiyetinde değildir. Bunların özel mülkiyete konu olmaları için veya bunlar üzerinde özel mülkiyete konu olan mallar gibi tasarrufta bulunabilmek için özel Kanunların çıkarılması gerekir. Diğer bir deyimle ancak özel bir kanun hükmüne istinaden bu yerler üzerinde tasarrufta bulunulabilir. Bu gibi yerlerin Devletin özel malları ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Devlet özel malları üzerinde her türlü temliki tasarrufta bulunması mümkün olduğu halde, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler üzerinde özel malları gibi tasarrufta bulunması mümkün değildir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu gibi yerler hazinenin malı sayılmaz. Her ne kadar hazine kamu kurum ve kuruluşlarının en büyüğü ise de, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler Hazineye ait yerlerden bulunmadığından, 3402 sayılı Yasanın 22/2. maddesindeki istisnaya dahil etmek mümkün değildir. Bu maddede öngörülen yerler Hazinenin mülkiyetinde olan yerlerdir. Diğer bir tabirle Devletin özel mallandır. 766 sayılı Yasanın 2. maddesi tarıma elverişli olmayan yerleri tapulama dışı bırakmasındaki amaç; bu gibi yerlerin özel mülkiyete konu edilmemesini siyasi iktidarların bu gibi yerleri siyasi mülahazalarla dağıtmalarının önlenmesi vatandaşların bu gibi yerleri talan etmesinin önlenmesidir. Hazinenin bu gibi yerlerin ikinci bir defa kadastroya tabi tutmasını istemesiyle herhangi bir vatandaşın kadastroya tabi tutmasını istemesi arasında netice itibariyle hiçbir fark yoktur. Her iki istek de bu gibi yerlerin özel mülkiyete konu edilmesini ve talan edilmesi sonucunu doğurur. Bu sonuç kanunun amacına ters düştüğü açıktır. Bu gibi yerlerin sonradan tarıma elverişli hale getirilmesi, ikinci bir kadastronun yapılması sonucunu doğurmaz. Çünkü Kanun da bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Kanun koyucunun maksadı bu olsaydı, Kanuna tesbit dışı bırakılan yerlerin sonradan tarıma elverişli hale getirilmesi halinde ikinci kadastrosu yapılabilir hükmünü koyardı. Böyle bir ayrıcalık bulunmadığına göre bu yön dikkate alınarak, ikinci bir kadastronun yapılabileceğinden söz etmek olanaksızdır. Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne muhalifim.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy