(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14, 22, 30)
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Kadastro Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.9.1990 gün ve 41-227 sayılı kararın incelenmesi davacı idare vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 1.3.1991 gün ve 3124-2629 sayılı ilamı;
(... 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesinde bir kişinin aynı çalışma alanı içinde sulu toprakta 40 dönüm, kuru toprakta 100 dönüm taşınmaz edinebileceği öngörülmüştür. Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmamış, tesbit tutanağı içeriği ile yetinilmiştir. Oysaki, aynı kişinin tesbit tutanağına yansımayan başka taşınmaz edinmesi mümkün olduğu gibi kişinin belgesiz zilyetlikle edindiği başka taşınmazlar varsa bunların yasal anlamda kuru ya da sulu toprak olup olmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. O halde mahkemece Kadastro Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü'nden sorularak davalı tarafın belgesiz zilyetlikle edindiği taşınmazlar 40 dönümden fazla ise bu taşınmazların Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü ve Devlet Su İşlerinden sorularak 3083 sayılı Kanun'a göre devlet tarafından sulanan arazi olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken böylesine bir inceleme yapılmamış olması isabetsiz olduğu gibi orman tahdit sınırları içinde kalan kesim yönünden 3402 sayılı Kanun'un 22/son maddesi gereğince kayıt ve belgelerin olduğu gibi tapu kütüğüne aktarılmasına karar verilmesi gerekirken mükerrer sicil oluşturacak şekilde taşınmazın orman olarak Hazine adına tesciline karar verilmesi dahi isabetsizdir, gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Kadastroca, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği esas alınmak suretiyle davalı adına tespit edilen dava konusu 42120 m2 yüzölçümlü 102 ada 5 parsel sayılı tarla nitelikleri taşınmazın, kısmen orman tahdit alanı dışında kaldığı ve orman sayılan yerlerden olmadığı Uz. Bilirkişi aracılığı ile Orman tahdit haritası uygulanmak suretiyle yapılan keşif sonucu kesin olarak saptandığı gibi, Özel Daire ile mahkeme arasında da bu konuda bir görüş aykırılığı mevcut değildir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu, mülga 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun kadastro mahkemelerince gerçek hak sahibinin araştırılıp belirlenmesine olanak sağlayan geniş kapsamlı 54.maddesi paralelinde bir hüküm taşımamaktadır. Bu hükme 3402 sayılı Yasa'nın 30. maddesinde daraltılarak yer verilmiştir. Somut olayda ise uyuşmazlığın niteliğine göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30/2 maddesinde öngörülen, hâkimin resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplaması ve sonucuna göre hüküm vermesini gerektirecek hallerden biri mevcut değildir. Kaldı ki, tahditleri yapılarak kesinleşmiş ve tescil edilmiş ormanlara ait kayıt ve belgelerin tapu kütüğüne olduğu gibi aktarılması da anılan 3402 sayılı Yasa'nın 22.maddesinin son fıkrası hükmü gereğidir.
Bu itibarla yerel mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle kurulan hüküm doğrudur. O halde, Usul ve Yasa'ya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yüce Genel Kurul ile daire arasındaki görüş ayrılığı dava konusu taşınmazın orman sınırı dışında kalan ya da orman sayılmayan kesimi üzerinde davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi hükmünde öngörülen koşulların araştırılıp araştırılamayacağı konusundadır. Çoğunluk araştırılmasına gerek olmadığı görüşündedir.
Oysa:
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 18.maddesinde: yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tesbit olunur. hükmü getirilmiştir. Bu hüküm taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenirken kadastro ekibi tarafından gözönünde tutulacak, mülkiyeti belirleyen Kadastro Kanunu'nun 13 ila 17.maddeleri dışında kalan taşınmazlar hakkında uygulanacaktır. Ne var ki çoğunluk görüşüne göre Kadastro Hakimi tarafından uygulanamayacaktır. Kanun'un Kadastro ekibine verdiği hak sahibini belirleme görevini Kadastro hakimi yapamayacaktır. Aynı Kanun'un 24.maddesi hükmünce ise Kadastro uyuşmazlıklarını Kadastro Hakimi çözümleyecektir. Kanun'un Kadastro ekibine verdiği hak sahibini belirleme görevini hakime vermediği düşünülemez. Örnek olarak kadastro ekibi taşınmaz hakkında tutanak düzenlerken taşınmaz üzerinde (A) nın 19 yıl (B) nin ise bir yıl zilyet olduğunu saptar ise 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 18.maddesi hükmünce Hazine adına tesbit edecek, aynı durum Kadastro Mahkemesi'nde hakim tarafından saptanır ise hasbel kader bir taşınmazda zilyet bulunan adına tesbit yapılmış ise taşınmazda 19 yıl zilyetliğini kanıtlayan davacıya yararına iktisap koşulları oluşmadı, gerçek hakkı aramama yasa engel oluyor, senin davanı reddediyorum, davalı hakkında Hazine dava açıp davalı hakkındaki tesbiti iptal ettirsin mi diyecektir. Medeni Kanun'un 639.maddesi hükmünce açılan davada yasal hasım olan Hazine yanında tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili olması halinde davalı olarak davaya katılmaları davanın onların huzuru ile görülmesinde yarar görülerek uyuşmazlıkların çözümü yoluna gidilmesi dahi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yöneliktir. Ülke toprakları dışardan ithal edilmemektedir. Tümünün devlete dolayısıyla Hazine'ye ait olduğu asıldır. Kanunlar çerçevesinde iktisap etmeyen kişilere verilmesi düşünülemez. Hakimin görevi de yasalar çerçevesinde vicdani kanaatine toplanan delillere göre karar vermek zorunda olup haksız olduğu anlaşılan kişi yararına hüküm oluşturamaz. Kadastro tutanaklarının kadastro bilirkişileri (tesbit bilirkişileri) tarafından kanunda öngörülenin aksine köyde, özellikle köy kahvelerinde imzalandığı bu kişilerin kadastro mahkemelerince mahkeme ve keşif tutanaklarına geçirilen sözleri ile sabit olmaktadır. Hal böyle olunca tutanak içeriğinin gerçeği yansıttığı da düşünülemez. Taşınmazın orman olup olmadığı konusunda keşif yapılırken taşınmazın başına gidildiğine, diğer bir anlatımla taşınmaz görüldüğüne göre bilirkişi, tanık ve gerektiğinde tutanak bilirkişilerinin dinlenmesinde ekonomik yönden yeni bir keşif masrafı yapılması da söz konusu değildir. O halde Orman Genel Müdürlüğü'nün taraf olduğu davalar ile tarafların toplanan delillerine göre taşınmazı iktisap ettiklerinin kanıtlanmaması halinde 3402 sayılı Kanun'un 18.maddesi hükmünce taşınmazın gerçek hak sahibi adına tesciline karar verilmesi düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy