(3402 S. K. m. 9, 14, 17) (766 S. K. m. 33, 42)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Tapulama Mahkemesince davanın reddine dair verilen 1.5.1984 gün ve 446212 sayılı kararın incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 4.6.1985 gün ve 16096794 sayılı ilamı:
(... Mahkemece dava konusu taşınmazların bir bütün olarak davalıların miras bırakanı Abdullah'ın zilyetliğinde iken ölümü ile mirasçılarına kaldığı, terekesinin paylaşıldığı ve bu paylaşma sonunda her paydaşın kendisine düşen yerde zilyet bulunduğu, dayanılan 5 sayılı vergi kaydının bu yere ait olduğu bağımsız zilyetliğin tespit gününe kadar 20 yıla ulaştığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur. Oysa, davalılar taşınmazı Duran Kaleli mirasçılarından satın aldıklarını, satıcı adına 5 tahrir sayısı ile vergide kayıtlı olduğunu, satın aldıktan sonra paylaştıklarını bağımsız olarak zilyet olduklarını savunmuşlardır. Savunma dışında kalan bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Öte yandan, tapulama tespiti 1617 sayılı Kanunun yürürlüğü gününden sonra yapılmıştır. Anılan kanunla değişen Tapulama Kanunun 33/son maddesi hükmünce devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, delicelik, çalılık gibi yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edilmesi olanaksızdır. Vergi kaydında güney sınır çalılık ve yüzölçümü 8.000 metrekare olarak gösterilmiştir. Parsellerin toplam yüzölçümü 38.840 metrekaredir. Bu tür sınırlı kayıtların kapsamı aynı Kanunun 42. maddesi hükmünce yüzölçümüne göre belli edilir. Doğuda ve batıda yol kuzeyde Abdullah sınırları itibariyle vergi kaydının bu yere ait olduğu yapılan uygulama ile belirlenmiş olduğuna göre, kapsamının 55 ve 57 sayılı Abdullah'a ait parsellerden başlanılarak kaydın kapsamının yüzölçümüne göre belirlenmesi gerekir. Bu itibarla vergi kaydı tüm taşınmazları kapsamaz. Mahkemece bu yönler göz önünde tutularak taşınmazlardaki ilk zilyet Duran Kaleli ve mirasçılarının zilyetlik süresinin belirlenmesi, vergi kaydı kapsamı dışında kalan taşınmazların öncesinin vergi kaydında belirtildiği üzere çalılık değilse satış tarihi ile paylaşmanın yapıldığı tarihin saptanması, tapulama tespit gününe kadar sürdürülen bağımsız zilyetlik süresinin ne olduğunun belirlenmesi, ondan sonra toplanan deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davacıların savunmalarına aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilerek vergi kaydındaki çalılık sınırı yönünden hiçbir araştırma yapılmadan yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu taşınmazların davalılar adına tespitine esas alınan bayilerine ait vergi kaydının, okuduğu güney hududundaki çalı sınırı, değişebilir nitelikte ve genişletilmeye elverişli olduğundan, kural olarak, kapsamı, miktarı ile geçerlidir.
Evvelce bir bütün olduğu anlaşılan çekişmeli taşınmazların güney hududunda fiilen 64, 65 ve 72 parsel sayılı taşınmazlar bulunmaktadır.
Yerel mahkeme kararında güneydeki 64 ve 65 parsellere revizyon gören vergi kaydının kuzey yönde dava konusu taşınmazların ilk malikini okuduğu ifade edilmiş ise de, anılan vergi kaydı mahkemece celp edilip mahalline uygulanmış değildir.
Yine, Özel Daire bozma kararının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1617 sayılı Yasa ile değişik Tapulama Kanunu'nun 33/son maddesine göre, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, delicelik ve çalılık gibi yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinilmesine olanak yokken, 10.10.1987 günü yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi hükmüne göre imar ihya yolu ile bu tür taşınmazların da mülk edinilmesine imkân tanınmıştır. Ayrıca, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun geçici 4. maddesine göre de anılan Kanun hükümlerinin görülmekte olan davalarda da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Bu itibarla, çekişmeli taşınmazların güney hududundaki 64 ve 65 parsellere ait vergi kaydı getirtilip uygulanmak suretiyle, nizalı taşınmazlar yönünde kimi hudut gösterdiğinin incelenmesi ve yine 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17 maddeleri çerçevesinde gerekli araştırma yapılması hasıl olacak sonuca göre çözüme ulaşılması gerekirken, davanın reddine ilişkin önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
O halde, usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy