(3402 S. K. m. 22)
Dava: Taraflar arasındaki "tescil ve kadastro tespitine itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Hukuk ( Kadastro ) Mahkemesince ikinci kadastrosu iptali ve tescil istemin görevsizliğe dair verilen, 15.11.1990 gün ve 1990/351-737 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 20.6.1991 gün ve 1034-9065 sayılı ilâmı:
( ... Dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş, askı ilanı, 7.5.1990- 5.6.1990 tarihinde yapılmış ve Yasada öngörülen 30 gün süre içerisinde ve 5.6.1990 günü dava açılmış olduğuna göre tespitin kesinleştiği kabul edilemez. Buna karşın Kadastro müdürlüğünün tutanağı kesinleştirmiş olması, dayanaktan yoksun bulunmakla hukukça değer taşınmaz. Diğer yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 22/2 maddesinde tespit dışı bırakılan kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların kadastrolarının yapılabileceği öngörülmüştür. Hazine kamu kurumudur. Bu yöne usulün 432 maddesinde de değinilmiştir. Olayda taşınmazın tespiti kayıt ve belgeye dayalı olmadan Hazine adına yapılmıştır. Mahkemece bu yönler gözetilerek tutanak aslı getirtilip davaya bakılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemenin görevsizliğine, usulün 27. maddesi uyarınca görev yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktân ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu taşınmaz, 1953 yılında Tapulamaca ekilemez arazi niteliğinde bulunduğu belirtilmek suretiyle tespit dışı bırakılmıştır. Tespit dışı bırakma işlemi taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değilse de, görevlilerce, bir yerin tescile tabi olmadığının saptanarak hukuksal durumunun belirtilmesi nedeniyle, öncelikle bir tapulama işlemidir.
Yine açıklamak gerekir ki, tespit tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Yapılmışsa ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır. Bu husus, kadastro hukukunda işin özelliğinden kaynaklanan vazgeçilmez bir ana kuraldır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 22. maddesinin 1. fıkrasında da bu temel ilke, aynen açıklandıktan sonra 2. fıkrasında tespit dışı bırakma işleminin bir kadastro işlemi olduğuna ilişkin kabulün doğal sonucu olarak evvelce, tapulama ve kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan yerlerle ilgili olan bu ilkeye iki istisna getirilmiştir. Bunlar bu yerin tapulu olması ya da kamu kurum ve kuruluşlarına ait bulunması halleridir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 6.3.1991 tarih 2-100 ve 2.10.1991 tarih 366-453 ve 22.4.1992 tarih 154262 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.
Somut olayda ise dava konusu taşınmazın Maliye Hazinesi'nin isteği üzerine Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce verilen emre dayanılarak 3402 sayılı Yasanın 22. maddesinin 2. fıkrasına göre kadastrosu yapılmıştır. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy