(766 S. K. Geç. m. 3) (3402 S. K. m. 12, 46) (HGK. 29.02.1984 T. 1981/8-1143 E. 1984/176 K.)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kulu Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.5.1991 gün ve 1991/80166 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.7.1991 gün ve 1128410464 sayılı ilamı:
(... Davacı 4753 sayılı Kanuna göre Hazine adına belirtilip 1963 yılında tescil edilen taşınmazın kendisine ait olduğunu ileri sürerek mevcut tapunun iptali ile taşınmazın adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Taşınmaz 4753 sayılı Kanun uyarınca önce Hazine adına belirtilmiş ve daha sonra tescil edilmiştir. Hazine adına tescil edilen bu tür taşınmazlar hakkında 1073 sayılı Kanunun yollamasıyla Mülga Tapulama Kanununun geçici 3. maddesine göre tapulama Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıl içinde dava açılmaması mümkündür. Kanunda öngörülen bu süre geçmiş ise de, 3402 sayılı Kanunun 46. maddesine göre, bu tür davalar için Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 yıllık ek süre tanınmış olmaktadır. Dava bu süre içerisinde de açılmamıştır. Bu durumda davanın dinlenmesi mümkün bulunmamaktadır. Hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 4753 sayılı Yasa uyarınca davalı Hazine adına oluşturulan tapunun zilyetlik hukuksal sebebine dayalı iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz, toprak tevzi komisyonunca 1962 yılında davalı Hazine adına belirtilmiş ve 1963 yılında tapuya tescil edilmiştir. Temyize konu dava ise 1991 yılında açılmıştır. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında ki uyuşmazlık bu istekli davaların açılmasının hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki iptali istenen davalı tapusu 4753 sayılı Kanunun hükümlerine göre oluşturulmuştur. 5602 sayılı Kanununda yer alan hükümler ve tescil ile ilgili bulunmamaktadır. Hal böyle olunca 766 sayılı Tapulama Kanunun geçici 3. maddesinin son fıkrasına göre hak düşürücü süreye tabi tutulması mümkün değildir. Çünkü 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununa ek madde ilavesi ile ilgili bulunan 1073 sayılı Kanunda, (Çiftçiyi Topraklandırma Kanunun 13, maddesinin uygulanmasında 766 sayılı Tapulama Kanunun mülkiyet hakkının tespitindeki esaslara ilişkin 33, 37, 42 ve 43 maddelerinin kayıt malikleri ve zilyetlik hakkındaki hükümlerine uyulur, toprak komisyonlarında Devlet arazisi olarak belirtilen ve Hazine adına tespit edilmiş bulunan yerler şartları mevcut ise 766 sayılı Tapulama Kanunun geçici 3. maddesi uyarınca zilyetleri adına tescil edilmek üzere dağıtım dışı bırakılır) şeklinde yer alan hükümlere uygulanması hak düşürücü süre ile sınırlandırılmamış ve Tapulama Kanununun geçici 3. maddesinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü süreye bir göndermede bulunmamıştır. Nitekim H.G.K.nun 29.2.1984 gün 1981/81143 E, 1984/176 K. sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.
Bu durumda yerel mahkemenin uyuşmazlığın niteliğine göre davanın açılmasının hak düşürücü süreye bağlı olmadığına ilişkin direnmesi yerindedir. Ne var ki Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmemiş olduğundan dosya bu konuda gerekli tetkikat için Özel Dairesine gönderilmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın açılmasının hak düşürücü süreye bağlı olmadığına ilişkin direnmesi uygun olup işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine 29.04.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy