(3402 S. K. m. 12, 16) (766 S. K. m. 31)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve sınırlandırma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bor Asliye Hukuk Mahkemesince davanın süreden reddine dair verilen 5.3.1991 gün ve 40981 sayılı kararın incelenmesi müdahil Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 6.9.1991 gün ve 1158010869 sayılı İlamı:
(... 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesinde sözü edilen hak düşürücü süre mera olarak tespit gören yerler hakkındadır. Oysa, olayımızda davacı Belediye meranın özel mülkiyet olarak davalılar adına tescil edildiğini ileri sürmektedir. Meralar kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerdir. Bu yerler tescile tabi değildir. Özel mülkiyet konusu olarak bir kişi adına tescil edilmişse bu kayıt yok hükmündedir. 0 nedenle böyle bir yerin mera olduğu her zaman ileri sürülebilir. Hak düşürücü süre söz konusu olmaz. Uyuşmazlığın esası da bakılıp tarafların delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, Belediye; tapulamaca irsen intikale, taksime, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve vergi kaydına dayalı olarak davalılar miras bırakanı adına tespit ve tescil edilip davalılara intikal eden dava konusu 3605 parsel sayılı taşınmazın kadim mera olduğunu ileri sürerek, davalılar adına bulunan tapu kaydının iptali ile bu yerin mera olarak sınırlandırılmasını istemiştir.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, özel mülk olarak gerçek kişi adına tespit ve tescil edilen bir taşınmaz hakkında, Hazine ya da kamu tüzel kişiliğince, bu yerin kadim mera olduğu iddiası ileri sürülerek, sınırlandırılması isteğiyle açılacak davaların, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 31/2. maddesi karşılığı getirilen 12. maddenin, kamu mallarını düzenleyen 16. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Anılan 16. maddenin (B) bendinde ise Mera... gibi... kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya Kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanıyla ispat edilen orta malı taşınmaz malların sınırlandırılacağı belirtilmiş ve bu sınırlandırmanın tescil mahiyetinde olmadığı vurgulanarak, Özel kanunlarda yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla bu malların özel mülkiyete konu teşkil edemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Kamu malı niteliğinde bulunan mera'lar herhangi bir nedenle zuhulen tescil edilse dahi temelde Kamu malı olmaları nedeniyle Özel mülkiyete konu olamayacak bulunan hukuksal nitelikleri değişmez.
O nedenle de, bu tür bir yerin gerçek şahıs adına tescil edilmiş olması karşısında ilgili kamu tüzel kişiliğince açılacak iptal davası 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi değildir. Bu uygulama, yargısal kararlarda hemen hiçbir sapma göstermeden istikrarla sürmektedir.
Bu itibarla uyuşmazlığın niteliğine göre davanın hak düşürücü süreye tabi olmadığına ve işin esasına girilmesi gereğine işaret eden, Hukuk Genel Kurulu'nca da aynen benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Müdahil Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy