(1086 S. K. m. 388, 389, 381) (1412 S. K. m. 261, 268)
Dava: Taraflar arasındaki "Tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 26.03.1991 gün ve 1988/1003 - 1991/231 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.02.1992 gün ve 636 - 2522 sayılı ilamıyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma kararının yerel mahkemeye ulaşması üzerine, taraflar yeniden duruşmaya çağırılmış ve davacı vekili bozmaya uyulmasını davalı vekili de eski kararda ısrar edilmesini talep etmiştir. Mahkemece, kasa kararda "noksan harcı tamamlamak isteyen taraf hazine olup harçtan muaf olması nedeniyle harç tamamlattırılmadığından bozma ilamına uyulmamasına, eski kararda direnilmesine" denilmek suretiyle karar oluşturulmuş, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ise bu kez yalnızca "mahkememizin 26.03.1991 tarihli ve esas no:1988/1003, karar no; 1991/231 sayılı kararı yerinde görüldüğünden Yüksek Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.02.1992 tarihli ve 1992/636-2522 sayılı bozma kararına uyulmamasına, eski kararda direnilmesine denilmekle yetinilmiş, başkaca bir açıklamaya yer verilmemiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin herbiri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK.nun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK.nun 381. maddesi uyarınca ( kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur ). Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal; yeni tereddüt ve iltilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurullara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Öte yandan Yargıtay yerleşmiş görüşü de bu yöndedir ( Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün 323-391 sayılı ve 18.09.1991 gün 281415 sayılı ve 25.09.1991 gün 355-440 sayılı kararları).
Ceza Genel Kurulu'nca da CMUK.nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268. maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden, önceki hükümde direnilmesine ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulunun 02.02.1970 gün 22-25 sayılı kararı).
O itibarla mahkemece HUMK.nun 388. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 14.10.1992 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy