(3402 S. K. m. 12, 46) (2613 S. K. m. 22/H)
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 6.3.1990 gün ve 1988/419-1990/109 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 28.1.1991 gün ve 1990/9638-1991/1127 sayılı ilâmı:
(... Davada tapulamaya tekaddüm eden sebebe dayanılmış, tapulama tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra dava açılmış, ayrıca 3402 sayılı kanunun 46 ncı maddesinde sözü edilen imar, ihya veya benzeri sebeplerden hiçbirisine dayanılmamış olduğuna göre hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir, aksine düşüncelerle davanın kabulü yönüne gidilmiş olması isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz, 2613 sayılı Yasanın 22/H maddesi uyarınca davalı Hazine adına tesbit edilmiştir. Bu maddeye dayanılarak Hazine adına yapılan tesbit ve tescillere karşı tesbit öncesi sebebe dayalı olarak hak aramada, 10 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür. 10.2.1970 gün 60/8 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile de, anılan bentteki 10 seneye kadar deyiminin yalnız tapulu taşınmazlar yönünden iptaline karar verilmiştir. Somut olayda, çekişmeli taşınmazın kadastro tesbitinin kesinleşerek tapuya tescil edildiği 27.11.1974 tarihinden itibaren, davanın açıldığı 8.8.1988 tarihine kadar 10 yıllık süre geçirilmiştir. Daha sonra yürürlüğe giren 3402 sayılı Yasa, gerek 2613 gerekse 766 sayılı Yasaya göre yapılan kadastro tesbitlerine karşı tesbitlerin kesinleşmesinden sonra, tesbit öncesi sebebe dayanılarak dava açmada 10 yıllık süre tanıyan yeni bir düzenleme getirmiş ve Yasanın yürürlüğü tarihine kadar bu süreyi geçirmiş olanlar için de geçici 4. maddenin 3. fıkrasında bir yıllık ek süre tanınmıştır. Ancak, önemle belirtmek gerekir ki, 3402 Yasa ile belirli koşulların gerçekleşmesi halinde getirtilen yeni ek süreler, tesbit tarihinde hak aramada başvuru için bir süre öngörülmemiş, ya da tesbit tarihinde yürürlükteki yasaya göre mülk edinmede dayanılıp ileri sürülme imkanı bulunmayan fakat bu konuda 3402 sayılı Yasa ile yapılan düzenleme ile sağlanan yeni hakların kullanılabilmesi için tanınmıştır. Yoksa yasada kadastro tesbitinde belirlenen haklara karşı durma için başvuru imkanı olduğu halde, bu hakkını öngörülen hak düşürücü süre içerisinde kullanmamış olanları da kapsar biçimde herkese yeniden bir ek başvuru olanağının sağlanması söz konusu değildir. Olayda da davacı zilyetliğe dayalı iptal davasında hak arama için öngörülen 10 yıllık; süreyi geçirmiştir. Bu durumda davanın hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu gerekçesi ile reddine karar verilmesi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy