(3402 S. K. m. 12, 46) (766 S. K. m. 31)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Türkoğlu Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.5.1991 gün ve 274131 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.12.1992 gün ve 1487616335 sayılı ilamı;
(... Dava konusu taşınmazın, davacıya 4753 sayılı yasaya göre verildiği ve 9.8.1962 tarih 147 sayılı tapu ile adına yazıldığı, getirtilen tapu kaydı davacının beyanı yapılan keşif ve uygulama ile sabittir. Hal böyle iken, çekişmeli taşınmazın tapulamaca tespiti yapılırken yanlışlıkla dağıtım olan önceki Hazine üzerine olan tapu kaydı göz önünde tutularak Hazine adına tespiti yapılmış itiraz edilmediğinden, tespit tutanağı 7.6.1962 tarihinde kesinleşerek aynı tarihte Hazine üzerine çap tapusu oluşmuştur. Dava ise söz konusu dağıtım tapusuna dayanılarak 6.10.1989 tarihinde açılmış, müdahil de davacıdan çekişmeli yeri 3.4.1989 tarihli harici senetle aldığını ileri sürerek 9.7.1990 tarihli dilekçe ile asli müdahillik talebinde bulunmuştur.
Hemen belirtmek gerekir ki, 766 sayılı Tapulama Kanununun 31/2 ve kanunu yürürlükten kaldıran ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/son maddesi gereğince tespit tutanaklarında belirtilen haklara kesinleşme tarihlerinden itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.
Anılan yasa maddelerinde hükme bağlanan hak düşürücü sürenin kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle 5602 sayılı yasaya göre oluşturulan tespit tutanakları hakkında da uygulanacağı Hukuk Genel Kurulu ve yerleşmiş Daire kararları gereğidir.
Öte yandan, taşınmaz 4753 sayılı Yasa'ya göre verilmesine karşın davacı üzerine tapulama tespitinden önce tapu kaydı oluştuğundan, davacının 3402 sayılı Yasa'nın 46. maddesinde öngörülen süreden yararlanma olanağı yoktur. Bu durumda, davanın on yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davada, dava konusu taşınmazın Hazine adına tespitini müteakip davalı Hazine tarafından davacıya dağıtım sureti ile verilen tapu kaydına, bir diğer anlatımla, tespit sonrası sebebe dayanılmıştır. Bu durumda, olayda 766 sayılı Yasa'nın 31/2 maddesi ile buna paralel düzenleme getiren ve bilahare yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. son maddesinin uygulama yeri yoktur. Çekişmeli taşınmazın davalı Hazine tarafından davacıya dağıtım sureti ile verilen tapu kapsamında kaldığı ve dağıtım tarihinden itibaren de davacının tasarrufunda bulunduğu, mahkemece yapılan keşifte kesin olarak saptandığı gibi, taraflar arasında da tartışmasızdır.
Bu itibarla, mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle davanın kabulüne dair verilen direnme kararı doğrudur.
O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy