(1086 S. K. m. 76) (743 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 390)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 20.12.1991 gün ve 1990/696 E.- 1991/1090 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 03.11.1992 gün ve 1992/11778-12747 sayılı kararı;
(... Dava, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı N.A. oğlu M.A. hakkında dava konusu taşınmazını yaşlı olduğundan değerlendiremediğini, başkaca geliri bulunmadığını, bu yeri satmak istediğini, niyetini öğrenen oğlu tarafından satışı engellenmek için ölümle tehdit edildiğini vs. ileri sürerek, 21.10.1987 günü Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuş, poliste ve açılan kamu davasının oturumda açıklanan savını hiç değiştirmeden sürdürmüştür. Sanık durumundaki oğlu ve tanık konumundaki kızının değinilen şikâyet ve dava sebebiyle verdikleri ifadelerin içeriğinde de gabine ilişkin hiç bir bilgi ve beyan yoktur. Davacı oğlu hakkındaki şikâyetinden de vazgeçmiş değildir. Kamu davası devam ederken 40 milyon bedelle satışta anlaşma sağlanması üzerine, 02.12.1987 günü temliki sağlanmak üzere vekâletname vermiş, bedelin 19 milyonu nakit, 21 milyonu da senede bağlanarak güvendiği banka müdürü Ş.Ç.'a teslim edilmiş ve aynı gün, 02.12.1987'de tapuda vekilin eşi davalı S.A.'a devir gerçekleştirilmiş, bu da banka müdürüne teslim edilen senetle borçlanan diğer davalılara ertesi gün pay temlikinde bulunmuştur. Bu durum ve toplanan tüm kanıtlarla dosya içeriği karşısında somut olayda Borçlar Yasası'nın 21. maddesinde tanımlanan biçimde gabin olgusunun gerçekleştiğinin kabulüne olanak yoktur. Bir başka anlatımla gabin savı ciddi ve inandırıcı değildir. Temlikini davacının darda bulunmasından, deneyimsizliğinden ya da toyluğundan karşı tarafın bilerek ve bu konumundan yararlanarak çıkar sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği kanıtlanmamıştır. Hal böyle olunca, davanın reddedilmesi gerekirken kanıtların değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi kabule göre de vekil aracılığı ile yapılan taşınmaz satışlarında gabin nedenine dayanılamayacağının düşünülmemesi de isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davada dayanılan maddi vakıaların bildirilmesi taraflara, hukuki niteleme ise, hakime aittir. (HUMK. md. 76) Davacı, dava dilekçesinde maddi olayı açıkça izah etmiş durumdadır. Belirtmek gerekir ki, temlik edenin hiffetinden yahut tecrübesizliğinden yararlanmak suretiyle, satışın gerçekleştirildiği iddiasıyla ve gabin hukuksal sebebine dayalı olarak, açılan tapu iptali davalarında, eğer satış, malikin serbest iradesiyle verdiği vekâletnamesiyle yetkili kıldığı, vekil aracılığıyla yapılmışsa, gabin iddiası dinlenemez. Ancak somut olayda çok açık biçimde, davalıların el ve düşünce birliği içerisinde hareketle, çekişmeli taşınmaza ait tapunun iki gün içerisinde intikalini sağladıkları, dosya içeriğinden duraksanmayacak biçimde anlaşılmaktadır. Öyle ki, dava konusu taşınmaz, akit tarihinde belirlenen 143.100.000 TL. bedelde olmasına karşın, emlak komisyoncusu bulunan davalı S.'ın eşi tarafından, davacıya vekâleten, 40.000.000 liraya satılmıştır. Vekil, kendisine vekâlet verenin aleyhinde bir tasarrufta bulunamayacağı gibi, taşınmaz mal satışında dilediğine, dilediği bedelle intikali sağlama hususunda yetkili kılınmış olması da, dürüstlük kurallarını ve günün ekonomik koşullarını göz ardı ederek düşük bedelle satışı gerçekleştirme hakkını kendisine vermez. Olayda ise, davalılarca birlikte hareketle vekil edenin zararına satışın sağlandığı açıklıkla anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davanın kabulüne ilişkin yerel mahkeme kararı doğrudur.
O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı bu gerekçelerle onanmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilleri temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, dava dilekçesinde; a) Ehliyetsiz olduğunu, b) Satışta Gabin bulunduğunu, c) Hile yapıldığını belirtmiş ve ayrıca davalı S.'ın emlakçi olup, karısına vekâlet vermesi sağladığını, vekil olan karısının taşınmazı S. adına satın aldıktan sonra da, S.'ın taşınmazı diğer davalılara devir ettiğini belirterek kaydın iptalini istemiştir. Mahkeme ilk kararında, davacının hiffet tecrübesizlik, müzayaka yaşlılık ve zeka durumundan yararlanarak, davalıların davacıya esaslı hataya düşürdükleri B.K.nun 21 ve 24. maddesindeki nedenlerin gerçekleştiğinden bahisle istemi kabul etmiştir. Görüldüğü gibi karar, gabin ve esaslı hata hukuki sebebine dayanılarak verilmiştir. Dairece, davacının; Gabin hile, ehliyetsizlik ve vekalet görevini kötüye kullanma hukuki sebeplerinden hangisine ya da birbiri ile bağdaşanlardan hangilerine dayandığının sorularak açıklattırılması ve buna göre sonuca gidilmesi gereğine uyulmaması nedeniyle kararı bozmuştur. Yerel mahkemece, bu bozma ilamına henüz uyma kararı verilmeden davacı vekili Mahkemeye verdiği 09.12.1990 günlü olan ve Bozma Kararı ve Açıklamalarımız başlığını taşıyan dilekçede, açıkça ve hiç bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde Gabin Hukuki Sebebine dayandığını belirtmiştir. Mahkeme bunun üzerine tüm incelemesini gabin nedeni üzerinde durmak suretiyle yapmıştır. Sonuçta bu sebebin gerçekleştiğinden bahisle davayı kabul etmiştir. Bu karar da dairesince; somut olayda Gabinin varlığının kesin surette gerçekleşmediğinden davanın reddinin gerektiğini belirterek kararı bozulmuştur. Hakimin kararında direnmesi üzerine, Hukuk Genel Kurulu'nca, Gabinin mevcut olmadığı kabul edilmiş, ne var ki, vekaletin kötüye kullanıldığından bahisle yerel mahkeme kararı onanmıştır. Onama kararına katılamıyorum. Şöyle ki; 1 - Yukarıda da özetle belirtildiği üzere davacı, maddi olguları sıralamış, bundan çıkan sonuçta, dört hukuki nedenden dolayı tapunun iptalini istediği anlaşılmıştır. Özel Daire bunlardan hangisine veya hangilerine dayandığının sorulmasını isteğince, henüz mahkemenin buna uyup-uymaması gündeme gelmeden, davacı 09.12.1990 günlü dilekçesi ile, tüm diğer sebeplerden vazgeçerek (vardı-yoktu hususunun tartışılmasını istemiyor) sadece ve sadece Gabin hukuki nedenine dayanmıştır. 2 - Sözü edilen bu dilekçe ile davacının diğer hukuki sebeplerden vazgeçtiğinin kabulü gerekir. Bize göre karşı tarafın izni olmadan artık yeniden bu vazgeçilen hukuki sebeplere dayanamaz. Vazgeçtiği bu sebebe dayanılarak mahkeme hüküm de kuramaz somut olayda olduğu gibi mahkeme davacıya, "siz dört nedene dayanarak dava açtınız, ancak bunlardan üçünden vazgeçtiğiniz tek bir nedene dayandınız. Ne var ki davayı o dayandığınız nedenden dolayı değil, vazgeçtiğiniz hukuki sebeplerden birine dayandırarak kabul ediyorum" diyemez. Çünkü her nedenin inceleme biçimi ve delilleri farklıdır. Aksi halde Hukuk Yargılama Usulü Yasasının bir anlamı kalmaz. Olguları, delilleri taraflar getirir. Mahkeme sadece dayanılan bu olgular itibariyle Yargılama yapıp hüküm kurar. 3 - Genel Kurulca, "Gabin yok, ancak vekalet ilişkisi kötüye kullanılmıştır" nedeni ile kararı onamıştır. Bu sonuç önemli bir hukuki sorunu beraberinde getirmiştir. Şöyle ki, davada vekil yok, vekil yer almadan yaptığı işin hukuka aykırı olduğuna ve aleyhine hüküm kurulmuştur. Vekil kendini savunma olanağını bulamadan aleyhine bir karar verilmiştir. Bu bakımdan da kararı Usul Hukuku ve maddi hukuk kuralları ile bağdaştırmak olanaksızdır. 4 - İptali istenen tapu, davacı adına kayıtlı iken Z.'ya verdiği vekalet uyarınca 02.12.1987 tarihinde davalı S.A.'a, S.'da bir gün sonra diğer davalılara paylı olarak devir işlemini yapmıştır. Somut olay itibariyle vekaletin kötüye kullanıldığından söz etmek mümkün değildir. Şöyle ki davacı iddiasında, vekilin (davada yer almayan Z.'nın) özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, talimatı dışına çıktığını, aslında satma dediği halde sattığını, karşı tarafla el ve işbirliği içinde bulunduğunu iddia etmemiştir. Ayrıca, diğer davalıların da kötü niyetli olduklarını iddia etmediği gibi bu konuda dosyada en küçük bir delil de mevcut değildir. Halen tapuda adlarına kayıt bulunanların M.K.'un 931. maddesi uyarınca haklarının korunmamış olması, önemli bir hukuki hatadır. Böyle bir iddia yoktur ki, adı geçen davalılar karşı delil getirebilsinler. Aksi halde tapuya güven ilkesi önemli ölçüde sarsılmış olacaktır. Yukarıda açıklanan ve dosyada bulunan deliller itibariyle çoğunluğun onama görüşüne katılamamaktayım.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy