(818 S. K. m. 390, 397)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 05.12.1991 gün ve 814-706 sayılı kararın incelenmesi davacı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 07.07.1992 gün ve 1559-9150 sayılı kararı; (... Dava, vekaletin temsil görevinin kötüye kullanılması, hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı ise, çekişmeli taşınmazın temelde dava dışı paydaş, kardeşi K. ile kendisi tarafından satın alındığı halde tapuda davacıların murisi olan kardeşi C. adına işlem yapılıp sicil oluşturulduğunu, C.'in bunu bildiğinden ötürü sağlığında bu yeri kendisine teslim ederek, temliki gerçekleştirmek için diğer kardeşleri C.E.'a vekaletname verdiğini, ancak ihmal nedeniyle ölümünden sonra tapuda devir yapıldığını ileri sürmüştür. Mahkemece ise, davaya konu olayda vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı ve gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğine göre, davacıların murisi C. ve kardeşi diğer paydaş K.Y. dışında çalışmaktadır. Dava konusu 2795 ada 44 ve 45 parseller E.Ö.'ün malı iken, 04.05.1979 tarihinde 2/4 payını M.Ş.A., 1/4 payını L.K., 1/4 payını da K.E.'a satış suretiyle, tapuda devretmiştir. Bunlardan M.Ş. ve L. toplam 3/4 paylarını, 08.05.1985 günü davacıların miras bırakanı C.E.'a yolla, (satış) kayden temlik etmişlerdir. Muris C. 08.07.1985, kardeşi diğer paydaş K.'da, 04.07.1985 tarihli taşınmaz alma, satma, ifraz, tevhid inşaat yaptırma vs. gibi geniş kapsamlı yetkileri içeren vekaletnameler ile kardeşleri C.E.'ı vekil tayin etmişlerdir. Vekil C. bu vekaletnamelere dayanarak, 11.07.1985 günü 2795 ada 44 ve 45 parselleri tevhit ettirerek aynı Ada 92 parsel sayısı ile 1/4 payını K.E., 3/4 payını da C.E. adına tapuya yeniden tescil ettirmiştir. Bundan sonra aynı vekil ikisi Bodrum sekizi normal olmak üzere on kat üzerinden muris C.E. adına Ağustos 1985 tarihinde inşaat (temel) ruhsatı almıştır. Ayrıca 19 daire dört dükkana iskan verildiğinden bahisle "duvarları örülü çatı katın tamamlanması" için bu kez muris C. ve paydaş K. adına, 14.10.1986 tarihli ikinci bir inşaat ruhsatı alınmıştır. Bu aşamada 3/4 pay maliki C.E., 19.11.1986 gününde çalışmakta olduğu İsviçre'de yaşamını yitirmiş, adı geçen vekili sözü edilen aynı vekaletnameyi kullanarak çekişmeli yerdeki 2705 ada 92 parseldeki 3/4 payını, 09.12.1986 tarihinde 4.400.000 lira bedelle ve satış suretiyle kardeşi davalı S.E.'a temlik etmiştir. Taşınmaz üzerindeki ana yapının 10 adet bağımsız bölümü 3. kişilere kayden aktarılmış, geri kalan diğer bağımsız bölümler ise 1/4 ve 3/4 pay esasına göre, davalı S. ile dava dışı paydaş K. üzerinde kayıtlı olarak durmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı savunmasının açıklanan ileri sürülüş biçimi ve içeriğine nazaran davacıların murisi olan kardeşi C. ile arasındaki hukuki ilişkinin "inanç sözleşmesi" olarak nitelendirilmesi gerekir.
Bilindiği ve 05.02.1947 gün 20/16 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında ayrıntılı bir biçimde açıklandığı üzere inanç gösterilen kişi (muris C.) inanç gösteren, (Davalı S.) namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini inanç gösterene aktarma yükümlülüğü altına girmiş ise buna uyulmaması halinde bu yükümlülüğün dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. Ne var ki, bu tür bir savunmanın yazılı delille kanıtlanması zorunludur. Davalı hiç bir yazılı kanıt getirmiş değildir. Temliki işlemde kullanılan vekaletnamelerde ise bu anlama gelen ya da gelebilecek bir bilgi ve beyan da yoktur. Esasen tapu kayıtları ve intikalleri karşısında davalı savunması inandırıcılıktan uzak ve tümden tutarsızdır. Öte yandan gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada benimsendiği gibi Borçlar Yasasının temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre vekaleten temsil yetkisinin kural olarak vekalet verenin yararına kullanılması asıldır. Eğer vekil bu yetkisini kasten vekalet verenin zararına, kendisinin ya da iş ve elbirliği yaptığı başka birisinin yararına kullandığı takdirde yapılan işlem temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa bile vekalet vereni bağlaması söz konusu değildir. Böyle bir davranışı ile vekil vekalet görevini kötüye kullanmış sayılır. Davaya konu temlikten dolayı davacı tarafa bedel adı altında hiç para ödenmediği olgusu da davalının kabulündedir. Borçlar Yasası'nın 397. maddesinin ise dava ve olayımızda hiç uygulama yeri yoktur. Bu durum, açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında vekaleten temsil görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin savın; duraksamaya ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlandığının kabulü zorunludur. Hal böyle olunca, davanın kabul edilmesi gerekirken konu ile ilgili yasal düzenlemeye, somut olaya ve toplanan kanıtlara aykırı düşen gerekçeye dayanılarak reddedilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy