(743 S. K. m. 931) (1086 S. K. m. 438)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.12.1991 gün ve 130-964 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 13.10.1992 gün ve 3596-11701 sayılı ilamı:
(... Dava, dava konusu taşınmazın davalı Sefer'e borcun güvencesi olarak temlik edildiği, bunun Hamet Rüştü'ye satışı ile diğer davalılara devrin danışık hukuksal nedeniyle illetli bulunduğu savına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacının davalı Sefer'e karşı taraf danışığı nedenine dayandığı ve bu savını protokol başlıklı danışık belgesi ile kanıtladığı tartışmasızdır. Davalı Ahmet Rüştü'nün ise davalı Sefer ile birlikte çalışan kişi olduğu, durumu bildiği, en azından bilebilecek konumda bulunduğu ve Medeni Yasa'nın 931. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır.
Ne var ki davalı Elize ve eşi Yusuf Uslucan'ın çekişmeli taşınmazı edinmelerinde iyi niyetli olup olmadıkları, bunların bayileri Ahmet Rüştü ve bunun satıcısı Sefer ile kişisel ya da ekonomik veya herhangi bir iş ilişkisi içerisinde bulunup bulunmadıkları yönü yeterince araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca, değinilen yönde araştırma yapılması, yanların tanıkları yeniden çağrılarak sözü edilen hususlarda ayrıntılı sorular sorulup bilgilerine başvurulması, ipotek tesis ve silinmesine ilişkin belgelerin getirilerek değerlendirmeye tabi tutulması, varsa yanların başkaca kanıtların toplanması ve bundan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek ortaya çıkacak durum çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilmek suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.'nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın bedeli ödendiğinde geri verilmesi koşulu ile kendisinden alınan borcun teminatı olarak temlik edildiği ileri sürülen ilk el Sefer ile onun sattığı kişiden üçüncü el olarak kayden iktisap eden Yusuf ile Elize aleyhine açılıp yürütülmüştür.
Önceki tapu kayıt maliki bulunan davacı ile, ilk el olan davalı Sefer arasında düzenlenen Protokol başlıklı tarihsiz muvazaa belgesinden, davacı ilk malikin davalı Sefer'e yaptığı temlikin gerçek satış olmayıp bedeli ödendiğinde geri alma koşulu ile yapıldığı açıkça anlaşıldığı gibi, davalı Sefer'in temlik ettiği ikinci el olan dava dışı Ahmet Rüştü'nün de Sefer ile birlikte çalıştıkları belirlenmiştir. Ahmet Rüştü'nün çekişmeli taşınmazın asıl malikinin davacı Nuran olduğunu bilen, ya da en azından bilmesi gereken kişi konumunda olduğu gerek yerel Mahkeme ve gerekse Özel Daire'nin de kabulündedir.
Diğer davalılar Yusuf ve Elize çekişmeli taşınmazı kayden iktisap eden 3 ncü el durumundadırlar. Kural olarak M.K. nun 931. maddesinin koruyuculuğu altındadırlar. Tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmaz malı iktisap eden kimseye karşı M.K.'nun 931. maddesinde öngörülen iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle açılan tapu iptali davalarında, dava açma iradesinin, iktisabın kötü niyete dayalı olduğu iddiasını da taşıdığı, kaldı ki öyle olmasa bile, buradaki kötü niyet iddiasının hukuki mahiyeti itibariyle itiraz niteliğinde bulunduğu ve bu nedenle de yargılama sona erinceye kadar iddia ve savunmanın genişleme yasağına tabi olmadan, her zaman ileri sürülebileceği 8.11.1991 gün 1990/4 Esas, 1991/3 kara sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğidir.
Ne var ki Mahkemece, davalı Yusuf ve Elize'nin dava konusu taşınmazı kayden iktisaplarında, uyuşmazlığın niteliği gereği kendilerine husumet yöneltilerek dava açılmış olması dolayısıyla, kötü niyetli müktesip oldukları iddiasının ileri sürüldüğü kabul edilerek, bu konuda yeterli ve kanaat verici bir araştırma yapılmamıştır. O itibarla bu hususa değinen ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde Usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy