(1136 S. K. m. 163, 164, 165) (818 S. K. m. 19)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi`nce davanın kabulüne dair verilen 10.4.1992 gün ve 649-236 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 8.7.1992 gün ve 4521-6244 sayılı kararı; (... Davacı avukat, davalı Genel-İş mensupları 11 no.lu Konut Yapı Kooperatifi vekili olarak Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1989/1602 Esas ve aynı mahkemenin 1990/107 Esas sayılı davalarıyla Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1989/964 Esas sayılı davasını açarak takip ettiğini, ayrıca açılması kararlaştırılan 3.400.739.341 TL. zarar için de dava hazırlıklarına başlayıp hasma paranın ödenmesi için ihtar çektiğini, bu dava açılmadan davalıların 29.5.1991 tarihli protokol hükümleri gereğince aralarındaki tüm uyuşmazlıkları sulh sona erdirip, müvekkili davalının açılmış olan davalardan feragat ettiğini, buna rağmen açılmış davalarla açılacak davadan dolayı müvekkiliyle aralarındaki sözleşmelerde kararlaştırılan ücret alacağıyla hasma tahmili gereken ücret alacağının ödenmediğini, davalıların Avukatlık Yasası'nın 165 inci maddesi gereğince müteselsilen sorumlu olduklarını, kaldı ki 29.5.1991 tarihli protokolde hasım durumunda olan davalı Kent-Koop'un Kooperatif vekilinin ayrıca dava etmesi ve karar alması halinde yasaların öngördüğü vekalet ücretini Kooperatife ödemeyi taahhüt de ettiğini beyanla ücret alacağı tutarı 321.715.940 TL.nın davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kent-Koop, akti ücretten sorumlu olamayacağını, 29.5.1991 tarihli protokol koşullarının henüz gerçekleşmediğini, protokolün açılan davalara münhasır bulunduğunu, açılmamış dava için istenilen ücretten de sorumlu olamayacağını, esasen ücret sözleşmelerinin de kendisini ilzam etmeyeceğini savunmuş, diğer davalı kooperatif ise avukatlık ücret sözleşmelerinin tek nüsha olarak düzenlenmiş olup, kooperatif kaşesini de ihtiva etmediğini, eski yönetimce kendilerine devir edilen defter ve kayıtlarda görünmediğini, içerik bakımından da geçersiz olduğunu, açılan davalar nedeniyle tarife gereğince hesaplanacak miktardan ancak sorumlu olabileceklerini beyanla davanın reddi dileğinde bulunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu benimsenerek 321.726.692 TL. ücret alacağından ödendiği kabul edilen 2.750.000 TL. mahsup edilerek kalan 318.976.692 TL.nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalılarca ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle açılmış bulunan davalardan feragatin, davalıların karşılıklı fedakarlıklarla aralarındaki uyuşmazlığa son verdikleri 25.9.1991 tarihli protokoldeki mahkeme dışı sulha dayalı bulunmasına, sulhun varlık kazanmasının mahkemece bir karara bağlanması şartına bağlı olmamasına, hatta davanın takipsiz bırakılmasının da bu sonuca etkili bulunmamasına, asıl olanın sulh karşılıklı fedakarlıklarla uyuşmazlığın sona erdirilmiş olmasına Avukatlık Yasası'nın 165 inci maddede açıklanan amaca uygun sulhun gerçekleşmiş bulunmasına göre her iki davalının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Avukatlık Yasası'nın 165 inci maddesi gereğince sulh sonuçlanan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi konusunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar. Bu madde hükmünün uygulanmasında öncelikle 2 hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu da avukatın ücret alacağının kapsamı ile bu ücret alacağından ne kadarından hasmın müteselsilen sorumlu olacağıdır. Avukatın ücret alacağının kapsamında; avukatla müvekkili arasında geçerli bir ücret sözleşmesi var ise bu sözleşmedeki miktar, sözleşme yok ise Avukatlık Yasası 163/son maddesi gereğince hesaplanacak miktar olduğu gibi aynı Yasa'nın 164/son maddesindeki sıralama koşulu bulunmamak kaydıyla müvekkil lehine yargılama gideri olarak hasma tahmil edilecek ücretin olduğunda duraksama olmamalıdır. Dava sulh sonuçlandığında avukat; bu şekliyle müvekkilinden aralarındaki ücret sözleşmesinde kararlaştırılan miktarın tamamını veya sözleşme yoksa 163/son maddesi gereğince hesaplanacak miktarın tamamını ücret olarak isteyebileceği gibi, sanki davada mahkum olmuşçasına sulh olunan miktara göre hasmın yargılama gideri olarak müvekkile ödemesi gereken ücreti de isteyebilecektir. Avukat kendi müvekkilinden bu yolda belirlenecek ücretten fazlasını isteyemez. Müvekkilin borcunu ödemede müvekkil birlikte müteselsilen sorumlu olan hasmın sorumluluğu da bu miktardan fazla olamaz. Hasmın müteselsil sorumluluğunun tesbitinde ise özellikle avukatla müvekkili arasında geçerli bir yazılı sözleşmenin bulunması durumunda bu sözleşmenin sulhtan sonra yapılmış olması, sulhtan sonra yapılmış olmakla beraber sulhtan önceki bir tarihin atılması (HUMK. 299. md.) veya muvazaalı olarak hasmı zararlandırmak amacıyla yapılıp ta bu hususun iddia ve ispat edilmesi halinde böyle bir sözleşmenin hasmı ilzam etmeyeceğinin, ancak müvekkili bağlayabileceğinin, bu halde de hasmın müteselsilen sorumluluk sınırının tesbitinde Yasanın 163/son maddesi hükmünün gözönünde tutulması gerekir.
Somut olayda; davacı müvekkiliyle aralarında düzenlenmiş ücret sözleşmelerine dayanmıştır. Bu nedenle öncelikle davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan bu sözleşmelerin içerik bakımından Avukatlık Yasası hükümlerine göre geçerli bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekir. Avukatlık Yasası'nın ücret sözleşmeleriyle ilgili hükümleri kamu düzenine, avukatlık mesleğinin disipline edilmesine yönelik olduğu için taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece bu yön re'sen nazara alınır ve incelenir. Avukatlık Yasası'nın 163 üncü maddesinin 2 nci fıkrasıyla Avukatlık ücretinin avukatla iş sahibi arasında serbestçe kararlaştırılabileceği hükmü getirilmiş, hemen ardından 3 üncü fıkrasıyla tarifedeki asgari miktar altında kalan Avukatlık ücreti karşılığı iş ve dava kabulü yasaklanmıştır. bu yasağa riayetsizliğin disiplin cezasını gerektirdiğini açıklaması yasak hükmünün konulmasındaki amacı ortadan kaldırmaz ve yasağa aykırı olarak yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmamasını da etkilemez. Bu durumda kanuna aykırı yapılmış bir sözleşmenin varlığından söz edilir (BK. 19). Davaya dayanak sözleşmelerde davanın reddi halinde kararlaştırılan ücret ise dava değerlerine ve açılması düşünülen davada istenecek miktara göre tarifenin çok altındadır. Avukatlık Yasası'nın bu maddesinin, avukatların öncelikle işin kendilerine verilmesinde meslek içi haksız rekabeti önlemek, avukatları disipline etmek; müvekkillerinin cazip tekliflerle kandırılmalarını önlemek olduğuna göre bu amaç ve yasağa aykırı yapılan her üç sözleşmede bu bakımdan geçersiz olduğu gibi açılacak davalar için yapılan ücret sözleşmesinde dava açılmadığına, sözleşmede açıkça dava açılması halinde hangi miktarda açılacağının açıklanmamasına ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla dava açıldığında ücretin tesbit hükmünde belirtilen miktar üzerinden hesaplanacağının açıklanmış olmasına göre belli bir miktarı (Av. Kanunu 164/1 md.) içermemesi nedeniyle de bu sözleşme geçersizdir.
Öte yandan Avukatlık Yasası ve Avukatlık Asgari Ücret tarifesinde, davadan önce sulh olunması halinde avukatın müvekkilinden hangi miktar üzerinden ve hangi oranlar dahilinde ücret isteyebileceğine dair bir hüküm yoktur. Ancak, avukatın davanın açılması için hazırlıklara girişmesi, ihtar çekmesi gibi hizmetlerinin de böyle bir durumda karşılıksız bırakılması hizmetin niteliğiyle bağdaşmaz. Böyle durumlarda Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 20. maddesi hükmü uyarınca avukatın müvekkilinden aynı tarifenin 7 nci maddesine benzer şekilde 1/2 oranında ücret isteyebileceğinin kural olarak kabulünün gerektiği düşünülmelidir. Olayımızda ise bu ilke benimsenerek davası açılmayan ancak davadan evvel sulh sonuçlanan 3.400.739.341. TL. için, Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre hesaplanacak ücretin ½'sinin müvekkil davalıdan tahsiline karar verilmelidir.
Açıklanan hususlar nazara alındığında mahkemece yapılacak iş; davaya dayanarak yapılan ücret sözleşmelerinin geçersiz olduğu esasından hareketle öncelikle davacı avukatın Avukatlık Yasası 163/son maddesi gereğince müvekkili davalı Kooperatiften her dava için ayrı ayrı, açılacak dava için de açılması kararlaştırılan 3.400.739.341 TL. miktar üzerinden az yukarıda açıklanan biçimde asgari ücret tarifesi gereğince isteyebileceği ücretleri hesaplatmak, ondan sonra da sulh sonuçlanan 3 davada sulh müvekkile sağlanan menfaatler karşılığını, 25.9.1991 tarihli protokol, dava dilekçelerince açıklanan miktarlarla dayanak belgeler bu davalardaki taraf iddia ve savunmaları nazara alınarak ve gerektiğinde yerinde uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılarak ayrı ayrı tesbit etmek, tesbit edilecek miktara hasım mahkum olmuşçasına hasmın bu davalarda müvekkile ödemesi gereken yargılama gideri niteliğindeki ücretleri belirlemek ve davalı müvekkil kooperatifi bu yolla hesaplanıp bulunacak ücret alacağından sorumlu tutmaktır.
Mahkemece, bu yolda inceleme ve araştırma yapılmadan ve geçersiz sözleşmeler geçerli kabul edilerek hasma tahmil edilmesi gereken ücret alacağı da yanlış hesaplanarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.
3- Diğer taraftan henüz davası açılmayan bir alacakla ilgili olarak sulh olunması durumunda davada hasma tahmili gereken yargılama gideri niteliğinde bir ücret alacağının varlığından söz edilemez. Kaldı ki Avukatlık Yasası'nın 165 inci maddesi vekilin müvekkilinden olan ücret alacağının ödenmesinde bu ilişkinin dışında olan üçüncü bir kişinin müteselsil ödeme sorumluluğunu düzenleyen istisnai bir kuraldır. İstisna niteliğindeki kuralları ancak kapsam ve sınırları içinde kullanmak gerektiğinden anılan madde dava açılmadan sonuçlanan işlerde uygulanamaz. Bu nedenle davalı Kent-Koop'un 165 inci madde gereğince müteselsil sorumluluğu müvekkil diğer davalının açılıp sulh sonuçlanan 3 davadaki 2 no.lu bentte açıklanan yöntemle bulunacak ücret sorumluluğuyla sınırlıdır.
Mahkemenin bu yönü de gözden kaçırarak henüz davası açılmayan miktar için tesbit ettiği ücret alacağının ödenmesinde de anılan davalıyı müteselsil sorumlu kabul ederek hüküm tesis etmesi usule ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasayla değişik 438/2 nci fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, 16.02.1994 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy