(743 S. K. m. 611)
Taraflar arasındaki tespite itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 9.9.1991 gün ve 335-383 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 3.2.1992 gün ve 324-250 sayılı ilamı:
(... Dava konusu taşınmazın ortak muris Mehmet'ten kaldığı tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık taksimin varlığı konusunda toplanmaktadır. Yerel bilirkişi ve tanık sözlerinden taksimin gerçekleştiği açık ve kesin bir biçimde anlaşılmamaktadır. Davalı Fatma'ya Erikini mevkiinde bir yer verildiği iddia edilmiş ise de o mevkiide davalı adına tespit edilmiş bir taşınmaz bulunmadığı mahkemece de kabul edilmiştir. Bu durumda taksim olgusunun varlığı kanıtlanmış değildir. O halde, davanın reddi gerekirken bazı düşüncelerle yazılı şekilde kabulü isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacılar, tapulamaca vergi kaydı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve taksim sebebiyle davalı ile paylı olarak adlarına tespit edilen dava konusu 5020 m2 yüzölçümündeki 2678 parsel sayılı taşınmazın, kök murislerinin ölümünü takiben yapılan rızai taksimde kendi miras bırakanları babalarına isabet ettiğini, davalıya ise başka mevkiden bir yer bırakıldığı, çekişmeli taşınmazda hakkı bulunmadığını ileri sürerek davalı payının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Çekişme konusu taşınmazın tarafların kök murisleri Topaloğlu Mehmet'ten kaldığı tartışmasızdır. Davacılar kök muris Mehmet'in torunları, davalı Fatma ise kızıdır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazda mirasçılar arasındaki rızai taksimin yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacılar kök muris Mehmet'in ölümünü takiben mirasçılar arasında 1932 yılında yapılan rızai taksim sonucu bu yerin kendi murisleri babaları Halil e payı karşılığı bırakıldığı, davalının payı bulunmadığını ileriye sürülmekte, davalı ise kök murisin ölümünden sonra bir taksimin yapılmadığını savunmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, rızai bir taksimin varlığının kabul edilebilmesi için bu taksimin, taksim tarihinde asıl malik miras bırakanın bütün mirasçılarının ya da yasal temsilcilerinin iştiraki ile yapılması gerekir.
Somut olayda bu husus, kesin olarak anlaşılamamaktadır. Kaldı ki, aynı taraflar arasında miras bırakanın terekesinin dahil 2683 parsel sayılı diğer bir taşınmazla ilgili olarak görülen davada, taksim olgusunun varlığı kabul edilerek sonuca ulaşılmış ve mahkeme kararı Yargıtay'ca da onanmıştır. Ancak, kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Terekenin bölüşüldüğünü hükme bağlayan kesinleşmiş bir hükmün terekeye dahil olan başka bir taşınmaz yönünden aynı konuda çıkan bir uyuşmazlıkta nazara alınacağı kuşkusuzdur. Yine dava konusu taşınmazda davacıların değil davalı tarafın zilyetliğinin bulunduğu da belirlenmiştir. Bu durumda davalı taraf zilyetliğinin asli ya da fer'i zilyet olarak sürmüş olup olmadığının incelenmesi gerekeceği de aşikardır. Hal böyle olunca, taraflar arasında terekeye dahil dava dışı 2683 parsel sayılı taşınmazla ilgili dava dosyasının getirtilmesi, taksim ve zilyetlik ile ilgili yukarıda açıklanan esaslar dairesinde araştırma yapılması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeksizin önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde Usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy