(743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasındaki Kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa Kadastro Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.7.1991 gün ve 1990/58-1991/81 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 21.1.1992 gün ve 46-18 sayılı ilâmı:
(...Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sağlıklı bir hüküm kurmaya yeterli değildir. Davacı, dava konusu taşınmazların babasından bağışlama yolu ile kendisine gelen ve eskiden beri zilyetliğinde olan ve mera ile ilgisi bulunmayan yerlerden olduğunu iddia etmiş, Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini istemiş, davalı köy muhtarı ise taşınmazların davacının zilyetliğinde olup köy orta malı ile ilgilerinin olmadığını beyan etmişlerdir. Şu hale göre ihtilaf davalı taşınmazların mera olup olmadığı noktasından toplanmaktadır. Bir yerin mera olarak kabulü için, o yerle ilgili yetkili makamlarca verilmiş mera tahsis kaydının bulunması, olmadığı takdirde başlangıcı belli olmayan bir zamandan beri ve de eylemli olarak mera şeklinde kullanılmış olması gerekir. Mahkemece yetkili makamlardan taşınmazların ve bulundukları yerlerin mera olarak tahsis edildiğine dair bir mera tahsis karar ve kaydının bulunup bulunmadığı sorulmamış, davacının gösterdiği tek tanık ile resen seçilen yerel bilirkişinin ifadeleri ve uzman bilirkişilerin raporuna dayanılarak hüküm tesisi yoluna gidilmiştir. Bilindiği üzere, mera ile ilgili davalarda dinlenecek bilirkişi ve tanıkların davanın sonucunda yararı bulunmayan komşu köy veya köylerden gösterilmesi gerekir. Her ne kadar keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi komşu Kozluören köyünden ise doğum tarihi 1933'dür. Dinlenen tek davacı tanığı İ. Akdağ ise taşınmazların içinde bulunduğu Sayfiye köyündendir ve doğum tarihi de 1943'dür. Gerek yerel bilirkişinin ve gerekse davacı tanığının yaşları itibariyle ve ayrıca davacı tanığının taşınmazın içinde bulunduğu köyden olması karşısında mera ile ilgili davalarda bilirkişilik ve tanıklık yapacak ve bilgiye haiz bulunmamaktadırlar. Diğer taraftan vergi kayıtlarının uygulamaları da yeterli değildir. Hudutlardaki kişi yerleri yerel bilirkişi tarafından açıkça gösterilmemiş ve fen bilirkişisince de krokisinde işaretlenmemiştir. Bilirkişi ve tanık, taşınmazların mera olmadığını haber vermelerine rağmen davacı ve murisinin taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerinin mahiyet ve süresi hakkında da herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Açıklanan bu hususlar karşısında mahkemece yapılacak iş, taşınmazlarla ilgili olarak yetkili makamlarca verilmiş mera tahsis kaydı bulunup bulunmadığını merciinden sormak ve varsa getirtilmek, uzman ve yerel bilirkişiler marifetiyle yerine uygulamak, mera tahsis kaydının bulunmadığının bildirilmesi halinde taraflardan komşu köylerden olmak üzere tanık göstermelerini istemek ve keza komşu köylerden bilirkişi temini yoluna gitmek, gösterilecek ve tespit edilecek tanık ve bilirkişileri mahallinde dinlemek ve taşınmazların kadimden beri ve eylemli olarak mera şeklinde kullanılıp kullanılmadığını tespit etmek, yukarıda tarih ve tahrir numaraları bildirilen vergi kayıtlarını gereği gibi uygulamak ve keşif zabtını takibe elverişli olmak üzere fen bilirkişisinden raporlu kroki almak, mera olmadığı sonucuna varıldığı takdirde davacının ve murisinin zilyetliklerinin mahiyet ve sürelerini kesin olarak saptamak, nizalı 22 parsel no.lu taşınmazın güneyindeki yoldan sonra gelen komşu parsel tutanak ve dayanağını celbedip uygulamada yararlanmak ve oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- Davacı, kadastroca mera olarak sınırlandırılan dava konusu 2 ve 12 parsel nolu taşınmazların dayanağı 1937 tahrir tarihli 316 numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığını ileri sürerek çekişmeli taşınmazlara ait sınırlandırmanın iptali ile adına tescilini istemiştir. Davacının iddiasına dayanak yaptığı vergi kaydı, 50 ar miktarında olup güney sınırında mera okumaktadır. Mera sınırı genişletilmeye elverişli ve değişebilir nitelikte olduğundan kayıt kapsamı kural olarak miktarıyla geçerlidir. Kuşkusuz salt vergi kaydında bir yönde mera sınırının gösterilmiş olması diğer kanıtlarla veya eylemli olarak doğrulanmadıkça o yöndeki taşınmazın mera olarak kabulüne yeterli değildir. Ne var ki somut olayda çekişmeli 2 ve 12 parsel numaralı taşınmaların doğu, batı ve güney yönlerinde eylemli olarak orman bulunmaktadır. Bu durumda mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle 2 ve 12 parseller hakkındaki iptal davasının reddedilmesi doğrudur. O halde hükmün bu parseller hakkındaki kısmı onanmalıdır.
2- 22 parsel sayılı taşınmazla ilgili temyiz itirazlarına gelince; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: 1- 2 ve 12 sayılı parseller hakkındaki yerel mahkeme kararının onanmasına,
2- 22 parsel hakkındaki temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy