(743 S. K. m. 144)
Taraflar arsındaki boşanma ve nafaka davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bucak Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.12.1991 gün ve 1990/8 Esas, 1991/517 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 8.4.1992 gün ve 4004-4139 sayılı ilamı:
(... M.K. 144. maddesi uyarınca kusuru daha çok olmayan taraf yoksulluk nafakası isteyebilir. Boşanmayı gerektiren olaylarla da kusurun tamamen davalıda olduğu anlaşılmaktadır. Bu yön gözetilmeden yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru bulunmamıştır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, 3444 sayılı Yasa ile değişik M.K.'nun yoksulluk nafakası başlığını taşıyan 144. maddesinde boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir hükmüne yer verilmiştir.
Oysa somut olayda, boşanmayı gerektiren sebeplerde, davranışları itibariyle kusurun daha ağır olmaması bir yana, tamamının davalıda bulunduğu duraksanmayacak biçimde anlaşıldığına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, davalı için iddia edilen fiilin ilk geceki cinsel ilişki sırasında öğrendiğini iddia ettiğine göre, evliliğe devam edip aylarca sonra, davalının kız çıkmadığı şeklindeki iddiasında samimi olduğu hususu duraksama yaratmaktadır.
Davalının kız çıkmadığını, davacıdan öğrendiğini söyleyenler davacının ana ve babası olup, bu bilgilerinde davacının beyanına dayanmakta olup, bu konuda alınmış bir doktor raporu da yoktur.
Davacı, boşanma nedeni olarak salt davalının kız çıkmadığına dayandırdığına göre, böyle bir sonucu ilk gün değil de, sonradan ortaya atması, yaşamın normal akışına uygun düşmemektedir.
Davalı da eylemi inkar etmiştir.
Davalı tanıkları, davalının hiç bir kusuru olmadığını belirttikten başka, davacının iddia ettiği olay hakkında duyguya dayalı olsa bile, bilgileri olmadığını açıklamışlardır.
Davalı ile ilişki içinde olduğu kişiden gelen mektupların da, baskı altında yazıldığı belirtilmiştir. Hatta bu konuda savcılığa başvurmak suretiyle şikayet yoluna da gidilmiş, ancak delil yokluğundan takipsizlik sonuçlanmıştır.
Açıklanan ve dosyada yer alan somut olayın itibariyle davalının, davacıdan daha ağır kusurlu olduğu kabul edilemez. Davalının boşanma kararını temyize getirmemesi, bu tür bir iddiadan sonra artık bir arada kalıp karı-koca olarak yaşama olanağının bulunmayacağındandır.
Tüm bu nedenlerle, çoğunluğun bozma gerekçesine katılamamaktayım. Hükmün onanması gerektiği düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy