(743 S. K. m. 134)
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eyüp 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.6.1991 gün ve 5-382 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.11.1991 gün ve 11329-14420 sayılı ilamı ile;
(... Bilindiği gibi genel boşanma nedeniyle ilgili Medeni Kanunun 134. maddesinde eski şeklinde (ifadesinde) şiddetli geçimsizliğe ilişkin boşanma davası ilke (unsur) olarak doğrudan kusura dayanmıyor görünse de, ikinci fıkrası ile dava hakkının kusuru olmayan ya da daha az olan tarafa tanımak suretiyle gizli kusuru bir unsur haline getirmiştir. Nitekim ilk bakışta dava hakkına yönelik görünse de söz konusu 134. maddenin eski biçiminde kusura ilişkin hükmün böylesine katı bir tarzda uygulanması şikayetlerin odak noktasını teşkil etmişti (3444 sayılı Kanunun hükümet tasarısı 4. madde gerekçesi). İşte bu ve benzer düşüncelerle 3444 sayılı Kanun Medeni Kanunun 134. maddesini değiştirirken kusur meselesinden doğan güçlüğü önemli ölçüde hafifletmiş kusur yerine evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde sarsılmasına önem vermiş özetle kusurlu eşe de dava açma hakkı tanımıştır.
Ne var ki bu değişikliği tamamen kusurlu eşinde dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçimde yorumlamamam ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği teme hukuk ilkesine aykırı düşer. Değer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimizin kabul etmediği bir boşanma olgusun ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan evlilik birliğini devamı beklenmeyecek derecede temelinden sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Medeni Kanunun 134. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen ya da hiç kusursuz olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber boşanmaya karar verilebilmesi için davalının azda olsa, belli bir kusurunun varlığı ve bunun ispatlanması kaçınılmazdır.
Olayımızda ile mevcut olaylara göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddine karar verilmesi gerekirken Yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi Usul ve Kanun'a aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle 25.9.1990 gün 3 numaralı celsede davacı vekili, duruşma tutanağına alınan beyanında açıkça davada, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sebebine dayandıklarını ifade etmiştir. Olayda fiili ayrılık nedenine dayalı olarak bir boşanma isteğinin de bulunmadığı anlaşıldığına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy