(743 S. K. m. 639)
Taraflar arasındaki iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Palu Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 9.9.1991 gün ve 1990/46-1991/134 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 22.12.1992 gün ve 1991/16867-1992/16887 sayılı ilamı;
(... Bu davada dinlenen bilirkişi ve tanıklar bu davanın konusunu teşkil eden taşınmaz hakkında başka bir davada mera olduğunu bildirmişlerdir. Daha önce kabule dair karar dairemizin gerekçeli şekilde düzenlediği bozma kararı ile bozulmuş bulunmaktadır. Bu defa aynı bilirkişi ve tanıklar önceki davadaki ifadelerinin Mahkemece yanlış anlaşıldığını, bu yerin mera olmadığını bildirmişlerdir. Artık o davada bu taşınmazın niteliği maddi şekilde belirlenmiş bulunmaktadır. Önceki mahkeme hükmü bu dava için kesin hüküm sayılmazsa da güçlü delil teşkil eder. O dava sırasında tutanağa geçirilen bilirkişi ve tanık ifadelerinin gerçek dışı olduğuna dair bir hüküm de elde edilmediğine göre hiçbir gerekçeye dayanmayan bu sonraki davadaki ifade ve beyanlar hüküm ifade etmeyeceğinden, bunlara dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu itibarla nizalı taşınmazın mera olarak kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dava konusu taşınmazla ilgili olarak, davacının miras bırakanı babası Mustafa .'in taraf bulunduğu tapulama tespitine itiraz davasında, Tapulama Mahkemesince bu yerin köy mera'sı olduğu saptanmış ve mera olarak sınırlandırılmasına ilişkin olarak kurulan hüküm, derecattan geçerek kesinleşmiştir. Taşınmazın hukuksal niteliğini belirleyen kesinleşen mahkeme kararının, davacı yönünden kesin hüküm olmasa dahi güçlü delil teşkil edeceği kuşkusuzdur. Bu güçlü delilin aksini kabule yeterli bir kanıt getirilebilmiş değildir. Kaldı ki davacı 1943 doğumlu olup, 1966 tapulama tespit tarihinde 23 yaşındadır. Tapulama tarihi itibariyle yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinden söz edilmesi de mümkün olamayacağına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy