(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14, 17, 46, Geç. m. 4)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Boğazlıyan 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 6.11.1991 gün ve 292-477 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 29.12.1992 gün ve 20274-17669 sayılı ilâmı;
(...Uyuşmazlık konusu parsele ait kadastro tutanağında Eylül 1945 gün 212 Nolu tapu kaydına istinaden Hazine adına tespit ve tescil edildiği açıklanmıştır. Davacı yargılamanın ilk oturumunda 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 46.maddesine dayandığını da ileri sürmüştür. Uyuşmazlık konusu parsel 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Hazine adına oluşturulan tapu kaydının revizyonu suretiyle oluştuğuna göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 46.maddesinde belirtilen ek iki yıllık süreden yararlanır. Dava ek iki yıllık süre içerisinde açılmış bulunduğuna göre, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanıp uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun geçici 4/3. maddesinde belirtilen bir yıllık sürenin geçmiş olmasından bahisle davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17.maddesinde; orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve Kamu hizmetlerine tahsis edilmeyen araziden masraf ve emek sarfıyla ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz malların, aynı Kanun'un 14. maddesindeki zilyetlik şartlarının da mevcut olması halinde imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespitine imkan sağlayan ve bu Kanun'un kaldırdığı eski Yasa'da bulunmayan yeni bir düzenleme getirilmiştir.
Yasa'nın 46.maddesinde de, Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallardan, imar ve ihya yoluyla bu Kanun hükümlerine göre doğan edinme koşuluna istinaden, daha önceden Kadastrosu yapılan yerlerde Kanun'un yürürlüğe girmesinden itibaren ilgilileri için tespit tarihinden itibaren on yıllık sürenin geçmiş olmasına bakılmaksızın iki yıllık bir dava hakkı öngörülmüştür.
Anılan bu süre, hak düşürücü süre olduğu gibi, 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren de geçmiş durumdadır.
Hak düşürücü sürelerin, hak arama yönünden çok sınırlı olarak, tamamen amacına yönelik biçimde yorumlanması ve hak arama yolunun mümkün olduğu oranda kapatılmaması, temel bir usul yorum kuralı olduğu gibi, öğretide de baskın görüş halindedir.
Somut olayda da davacı tapulamaca Hazine tarafından 2510 sayılı Yasa gereği dağıtıma tabi tutulmasını takiben iskan hakkı sahibinin terk etmesi nedeniyle Hazine'ye geri döndüğünden bahisle Hazine adına tespit edilen dava konusu 53 ada 96 parsel sayılı taşınmazda, 40-50 yılı aşkın süredir zilyet bulunduğu gibi, bu yeri emek ve masraf sarf etmek suretiyle, imar ihya ettiğini ileri sürerek bu yere ait davalı tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir.
Bu durumda, imar ihyaya dayalı dava hakkının 3402 sayılı Yasa'nın 46ncı maddesinde öngörülen sürede kullanıldığı gözetilerek işin esasına girilmesi ve Yasa'nın öngördüğü şekilde imar-ihya yönünden araştırma yapılması ve varılacak sonuca göre, bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan sebepten dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy