(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14)
Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Keles Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne daire verilen 18.3.1992 gün ve 1990/43 Esas, 1992/18 Karar sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine Temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 2.10.1992 gün ve 1992/12294-12951 sayılı ilamı;
(...3402 sayılı Kanun'un 14.maddesi hükmüne göre zilyetliğin bu Kanun'da yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilemeyen hallerde zilyedin kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir. Taşınmaz davacıya hibe yoluyla intikal ettiğine ve hibe tarihi ile dava tarihi arasında iktisabı sağlayan sürenin geçmediği belirlendiğine göre, 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılan dava sonunda veya kadastro yoluyla satıcı ve davacı zilyet adına bu yolla tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin tapu dairesinden sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece bunlardan zuhul ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, M.K.'nun 639/1.maddesinden kaynaklanan tescil istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın Orman sınırlandırılması dışında kalan, Özel mülkiyete konu teşkil edilebilecek yerlerden olduğu belirlenmiştir.
Gerçekten 3402 sayılı kadastro Yasası'nın 14. maddesi uyarınca kazandırıcı zamanaşımı yoluyla belgesizden iktisap edilebilecek miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmez. Çekişmeli taşınmazların dava dışı bulunan babası tarafından davacıya bağışlandığı ileri sürülmüştür. Ancak, bağış tarihi ile dava tarihi arasında iktisabı sağlayan zilyetlik süresinin dolmadığı tartışmasızdır. Bu durumda davanın kabul edilebilmesi için, gerek davacının gerekse, önceki malik babasının, belgesizden üzerlerine tescil edilmiş taşınmaz mal bulunup bulunmadığının belirlenmesi zorunludur.
Oysa, Mahkemece bu konuda yazı işleri müdürlüğüne yazılan teskerede, davacının ismi gösterildikten sonra, ayrı renk mürekkeple, babası adının da teskereye eklendiği görülmektedir. Sıhhati hakkında tereddüde düşülen bu teskereler içeriğine dayanılarak gerekli araştırmanın yapıldığının kabulü mümkün değildir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.
O itibarla bu yön gözetilmeksizin önceki kararda direnilmesi doğru değildir. Bu nedenle Usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy