(743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Nizip Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.2.1992 gün ve 1990/393-1992/42 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 17.5.1993 gün ve 1992/4851-1993/5571 sayılı ilâmı;
(... Dava zilyetliğe dayalı olarak açılmış tapu iptal ve tescile ilişkindir. Davacı dava dilekçesinde delilleri arasında tanıkları bulunduğunu bildirmiş ve yargılama sırasında da 28.1.1991 tarihli tanık listesini dosyasına vermiştir. Zilyetlik olayları maddi olaylardan sayıldığından her türlü delille ve bu arada tanıkla kanıtlanma olanağı vardır. Davacının listesini verdiği tanıklarının dinlenerek bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sadece yerel bilirkişi ifadeleri ile yetinilerek hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapulama sonucu davalı Hazine adına oluşturulan kaydın, zilyetliğe dayalı olarak iptal ve tescili istemine ilişkindir.
Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz mallarda çekişmesiz ve aralıksız olarak en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğin bulunduğunun ileri sürülmesi halinde, bunun belgelerle veya bilirkişi yahut tanık beyanlarıyla kanıtlanmasına 3402 sayılı Yasa'nın 14.maddesiyle olanak sağlanmıştır. Gerçekten kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin tanık veya bilirkişi sözleriyle ispat edilebilmesi mümkündür. Yine davanın hazırlanması taraflara bırakılan uyuşmazlıklarda, herkesin iddiasını ispatla yükümlü tutulması ve kanıtlarını göstermesi gerekir.
Somut olayda da davacı, zilyetlik iddiasını listesini verdiği tanıklarla ispat edeceğini bildirmiştir. Tanıklarının dinlenmesinden de vazgeçtiğine ilişkin bir bildirimi mevcut değildir. İsimleri açıklanan tanıkların iddia ile ilgili olarak ne yönde beyanda bulunacaklarının peşinen bilinmesine olanak yoktur. Yine Usul Hukukumuz'a göre taraflarca hazırlama ilkesinin benimsediği davalarda asıl olan, tarafların iddia ve savunmaları dairesinde getirdikleri ya da gösterdikleri delillerin tamamının toplanması ve birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmasıdır. Bu itibarla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy