(657 S. K. m. 13) (506 S. K. m. 26) (1475 S. K. m. 73)
Taraflar arasındaki rucüen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sivaslı Asliye Hukuk Mahkemesince davanın TEK için kabulüne dair verilen 1.11.1991 gün ve 1990/42-1991/205 sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine;
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.5.1993 gün ve 1991/15970-1993/5459 sayılı ilâmı:
( ... Davalılardan TEK görevlisi S. Esenli, sigortalının ölümüyle sonuçlanan zararlandırıcı sigorta olayının oluşmasında kusurlu görülerek ceza mahkemesince cezalandırılmış ve karar kesinleşmiş bulunmaktadır. Adı geçen davalı hakkında 506 sayılı Kanunun 26. maddesine dayanılarak Kurumca açılan tazminat davası ise, Anayasanın 129/5. maddesi hükmünden söz edilerek reddedilmiştir. Anılan Anayasa maddesi, gerçekten kamu görevlilerinin yetki ve görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceğini öngörmektedir. Giderek 657 sayılı Kanunun 13. maddesine 2670 sayılı Kanunla şu hüküm getirilmiştir. "Kişiler, Kamu Hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan türü bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili Kurum aleyhine dava açarlar, hemen belirtmek gerekir ki, davacı Sosyal Sigortalar Kurumu anılan hükümde geçen kişi kavramı kapsamına girmez. Zira kurum, temel haklardan olan sosyal güvenlik hakkını sağlayan Devlet Kurumudur. ( 4972 sayılı Kanun m.1 ). Bu nedenle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13. maddesinin davada uygulanması söz konusu olamaz. Anayasanın yukarıda yazılı ve geniş içerikli hükmünün doğrudan uygulanması da mümkün değildir. Çünkü Anayasa'nın 177/e maddesinde, ancak, mevcut veya kurulacak kurum, kuruluş ve kurullar için yeniden Kanun yapılması veya mevcut Kanunlarda değişiklik yapılması gerekiyorsa doğrudan Anayasa hükümlerinin uygulanması kabul edilmiştir." sözü geçen 129. maddede yeni bir kurum, kuruluş ya da kurul getirilmemiştir. Başka bir anlatımla 129. madde, doğrudan uygulanacak Anayasa hükümlerinden değildir. Mahkeme, Anayasa hükmüne oranla, Kanun hükmüne daha dar bulsa dahi, yine Kanun hükmüne uygulamak, şayet bu hükmü Anayasa'ya aykırı görüyorsa, iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmak durumundadır. Bundan başka, 506 sayılı Kanunun 26. maddesi rücu hakkını kısıtlayıcı özel bir hüküm taşımaktadır. Gerçekten anılan maddeye 24.10.1983 günlü, 2934 sayılı Kanunla eklenen son fıkra hükmüne göre, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kastı ve kusuru bulunup da aynı iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine kurumca rücu edilemez. Anılan özel hüküm dışında kurumun rücu hakkına başkaca engel bulunmadığını kabul etmek gerekir. Açıklanan maddi ve hukuksal olgular gözetilmeksizin davalı S. Esenli hakkındaki davanın yazılı gerekçelerle reddi usul ve kanuna aykırıdır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
1- Davalılardan TEK vekilince, direnme kararının 23.3.1994 tarihinde yüzüne karşı verilmesine karşın, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde öngörülen 8 günlük yasal süre geçirildikten sonra 10.8.1994 gününde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
O itibarla davalı TEK vekilinin temyiz istemi bu nedenle reddedilmelidir.
2- Diğer davalı SSK. Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan SSK zararının, rucüen ödetilmesine istemine ilişkindir. 5.7.1988 olay günü, Yayalar Köyünün trafo direği üzerinde bulunan seksiyonerin ark yapmasını gidermek için davalı (ekip şefi Salih Esenli ), üçüncü kişi Selçuk Samancı ve (hak sahipleri için harcama yapılan) N. Veybil, Pınarbaşı Köyünde bulunan hat başı seksiyonerini açtıktan sonra direk dibine Selçuk Samancı'yı, nöbetçi bırakıp ark yapan Yayalar köyündeki trafonun bulunduğu yere gitmişler ve N. Veybil direğe çıkmıştır.
Akımın kesilmiş ve direk altına S. Samancı'nın bırakılmış olmasına rağmen bu direkteki (R) fazına ait çember telinin kopup seksiyoner bıçağına düşmesi sonucu N. Veybil, gerilim altında kalarak ölmüştür. Bu kaza nedeni ile açılan kamu davasında davalı ekip şefi S. Esenli belli ölçüde kusurlu bulunarak tacziyesine karar verilmiştir.
Somut olayda da Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, giderim davasının doğrudan davalı S. Esenli'ye yöneltilip yöneltilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Anayasa'nın 129/5. maddesi "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir." hükmünü taşımaktadır. "Yetkilerini kullanırken" deyimi, uygulamada "görevlerini yaparken" biçiminde de yorumlanmaktadır. O nedenle kişi, görevi gereği kendisine tanınan yetkileri, hırs, kin ve garezine araç yaparsa başka bir söyleyişte kötülük kastıyla davranışta bulunursa, hakkındaki davanın husumet yönünden reddini isteyemez. Maddenin getiriliş amacı, kötü niyeti kollamak olmadığından mahkemece de görevinden dolayı (re'sen) husumet yönünden dava reddedilemez. Somut olay, özetlendiği biçimde gerçekleştiğine göre anılan kuralın uygulama yeri yoktur. Eğer davalı, memursa gene dava husumet gözetilerek retle sonuçlanacaktır.
Sorun, davalının "işçi" niteliği taşıması halidir, çünkü madde de "diğer kamu görevlileri"nden söz edilmektedir. "Diğer kamu görevlileri" deyimi, Anayasa' da bir terim olarak yer almıştır. 68. maddede açıkça (yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri) biçimindeki sözcük dizisiyle terim tanımlanmış ve buna özdeş olarak 76. maddede tanım yinelenmiştir. Bir bütünlük gösteren 129. maddenin son paragrafı, "Memurlar ve (diğer kamu görevlileri) hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır" biçimindedir. Öyleyse "diğer kamu görevlileri" kovuşturma bakımından idari izine bağlıdır. Öte yandan 129. maddeye bağlantılı 128. maddede "memurların ve (diğer kamu görevlilerinin) nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir" denilmektedir. İşçilerin "atanmaları" değil bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile işe alınmaları söz konusudur. "Diğer kamu görevlilerinden" amacın, seçimle görev gelenler ve bu arada TRT Yüksek Kurulu Başkanı, Üniversite Rektörü, Senato Üyesi gibi kişiler olduğu yargısal kararlarla belirlenmiştir. Bakan da bunlardandır. "İstisna" anılanlar için söz konusudur. Memurlar ve diğer kamu görevlileri arasında, en azından yetki ve aylık konusunda benzerlik vardır; dolayısıyla, işçiler diğer kamu görevlileri kümesinin dışında yer alırlar.
Konuya ilişkin bu genel açıklamalar ışığında yeniden önümüzdeki olaya baktığımızda davalı ekip şefinin seçimle göreve gelenler gibi diğer kamu görevlisi olmadığı belirgindir. İşçiler de bu kapsama girmediğine göre, onun memur veya işçi olup olmadığı açık değildir. Bu durumda sağlıklı ve hukuksal bir çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle davalının statüsü tam olarak araştırılmalıdır. Memursa, hakkındaki dava, husumet yönünden reddedilmeli, işçiyse işin esasına girilerek hüküm kurulmalıdır.
Bu husus düşünülmeksizin önceki kararda direnilmesi doğru değildir. 0 halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Birinci bentte gösterilen nedenle TEK temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 1.2.1995 gününde oybirliği ile,
İkinci bentte gösterilen sebeplerden dolayı davacı S.S.K.nun temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan nedenden ötürü BOZULMASINA, ilk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamadığından ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy