(743 S. K. m. 629, 642) (818 S. K. m. 213)
Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.10.1992 gün ve 445-552 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 28.9.1993 gün ve 10978-7098 sayılı ilâmı:
(... Davacı, davalılardan noter satış vaadi senediyle satın aldığı dava dilekçesinde belirttiği taşınmazlardaki davalılara ait payların iptali ile adına tescilini istemiştir. Davalılar davanın reddini savunmuş, Mahkemece ifa olanağı bulunmadığı gerekçesiyle dava ret edilmiştir. Oysa Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1991/733 Esas sayılı ilâmında mirasçılardan Hatice Koyak tarafından açılan dava sonunda iştirak halindeki mülkiyet müşterek mülkiyete dönüştürülmüştür. Hal böyle olunca ifa olanağının bulunmadığından söz edilemez. Ayrıca davacı davalılara tüm murislerinden intikal eden payları satın aldığını iddia ile adına tescilini istediğine göre isteğin tümü dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken bundan zühul olunması doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, cebri tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm bulunduğu ve iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilmesi hakkındaki mahkeme kararının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairece, mirasçılardan H. Koyak'ın açtığı dava sonucu iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete dönüştürüldüğü ve sözleşmesinin ifa olanağı kazandığı vurgulamak suretiyle, isteğin tümünün nazara alınması gereğine işaretle bozulmuştur.
Gerçekten, taraflar arasında aynı nedenle açılıp önce görülen cebri tescil davasında yerel mahkemece, davalılara kök muris H. Öztürk'ten, U. Koylu aracılığıyla gelen paylar ile 977 parseldeki A. Koylu hissesinin, davacı İ. Öztürk adına tesciline dair kurulan hüküm, Hukuk Genel Kurulu'ndan da geçmek suretiyle kesinleşmiştir.
Temyize konu dava da, davacı İ. Öztürk tarafından, yine aynı satış vaadi sözleşmelerine dayanılarak, önceki davanın davalıları aleyhine açılmıştır.
Tartışmasız olan bu husus nazara alındığında, kök muris H. Öztürk'ten davalılara intikal eden payların davacı adına tesciline ilişkin, önceki kesinleşmiş karar nedeniyle, ortada kesin hüküm bulunduğu aşikârdır.
O itibarla mahkemenin, H. Öztürk'ten davalılara intikal eden paylar ile 977 parseldeki A. Koylu payı yönünden kesin hüküm bulunduğuna değinen direnmesi yerindedir. Yine, 141 ve 2120 parsellerdeki iştirak hali sona erdirilmediğinden, Mahkeme'nin, bu parsellerdeki paylar yönünden de verdiği redde ilişkin kararı doğrudur.
Ancak belirtmek gerekir ki, iştirak halinde mülkiyet üzere olan taşınmaz malda, iştirakçilerden birinin üçüncü kişi durumunda olan başka şahsa yapacağı satış vaadi, kural olarak geçerlidir. Ne var ki iştirak çözülmedikçe, üçüncü şahıs yönünden sözleşmenin ifa olanağı yoktur.
Somut olayda ise, mirasçılardan H. Koyak tarafından açılan dava sonunda, mahkemece kök muris H. Öztürk ile ara murisler U., K. ve A. Öztürk'ün ölüm tarihleri itibariyle iştirak halinde bulunan payları müşterek mülkiyete dönüştürülmüş ve bu haliyle müşterek mülkiyet üzere intikalen sicil oluşturulmuştur.
Bu itibarla, iddiaya dayanak yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı kazandığı açıktır.
Hal böyle olunca, Özel Dairenin diğer çekişmeli paylarla ilgili bu yöne değinen ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir. Direnme kararı, bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy