(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 275)
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri Kadastro Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.1.1993 gün ve 1992/413 E- 1993/14 K.sayılı kararın incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 6.10.1993 gün ve 1993/3877-10607 sayılı ilâmı;
(...Mahkemece, Hazine tapusunun oluşturulduğu tarihten önce taşınmaz üzerinde davalı yararına vergi kaydına, irsen intikale ve zilyetliğe dayalı mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir. Ancak yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli değildir, davada dayanılan 1828 tahrir Nolu vergi kaydının taşınmazı kapsadığı yolundaki bilirkişi sözleri soyut içerikli olup inandırıcı bir gerekçeye dayanmadığı gibi, fen bilirkişisince düzenlenen krokiden de keşfi ve uygulamayı izleme olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan davacı Hazine dava dilekçesinde açıkça taşınmazın öncesinin mera olduğunu ileri sürmesine ve taşınmazla ilgili belirtmelik tutanağında da bu yerin Köyün orta malından yani mera'dan açıldığına yer verildiğine göre yöntemine uygun bir biçimde mera araştırması da yapılmamıştır. Vergi kayıtları mülkiyet bahşeden kayıtlardan olmadığından aksinin ve kayıt kapsamına giren yerin öncesinin mera olduğu yolundaki iddiaların dinlenme olanağı vardır. Bilindiği üzere bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için o yerle ilgili ya mera tahsis kararı ve kaydının bulunması ya da o yerin başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri eylemli şekilde mera olarak kullanılması gerekir. Yine mera'lık iddiasıyla ilgili davalı da dinlenecek bilirkişi ve tanıkların davanın sonucunda kararı bulunmayan komşu köylerden gösterilip seçilmesi gerekir. Hal böyle olunca tanık dinlenilmeksizin taşınmazın bulunduğu yerden seçilen tek bir bilirkişinin soyut içerikli beyanlarının hükme esas alınması doğru değildir. Usulün 275. maddesine göre yerel bilirkişiler ancak uygulama hakkında görüş bildirebilirler. Davalı, zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğunu savunduğuna göre, bu yoldaki savunmasını kanıtlamak zorundadır. Eksik incelemeyle hüküm verilemez. O halde, taraflardan davanın sonucunda yararı bulunmayan komşu köylerden tanık göstermeleri istemli aynı yoldan yerel bilirkişiler seçilmeli, dava dışı 4146 Nolu parselin kuzeyindeki parsellerin kadastro tutanakları ve dayanakları getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu yer ve yöre ile ilgili mera tahsis kararı ve kaydı olup olmadığı sorulmalı, önceden dinlenen bilirkişi ile taraflarca gösterilecek tanıklarla belirlenecek yerel bilirkişiler ve tespit bilirkişileri hasır edilecek suretiyle yeniden keşif yapılarak davalının dayandığı vergi kaydı ile varsa mera tahsis karar ve kaydı yerel ve teknik bilirkişiler aracılığı ile gereği gibi yerine uygulanmalı keşifi izlemeye olanak verir ve vergi kaydında geçen sınır yerlerini de gösterir şekilde teknik bilirkişiye kroki çizdirilmeli, taşınmazın öncesinin ne dolduğu, kimlerin hangi tarihte zilyet ettiği, zilyetliğin süresi, sürdürülmüş biçimi ve taşınmazın ekonomik amacına uygun olup olmadığı olaylara dayalı olarak bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı sorulup kesin olarak saptanmalı, beyanlar arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazın nitelikleri (bitki örtüsü, toprak yapısı, işleniş tarzı ve süresi ve öncesinin mera olup olmadığı yönünden teknik verilere dayalı ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazın öncesinin mera olduğunun belirlenmesi halinde muhtaç çiftçiye dağıtılmak üzere Hazine adına tapuya bağlandığına göre mera'lık vasfını kaybetmiş olacağından tapu kaydı esas alınmak suretiyle Hazine adına, mera olmadığının belirlenmesi ve Hazine tapusunun oluşturulduğu tarihe kadar davalı yararına ait zilyetliğe dayalı iktisap koşullarının oluşması durumunda ise davalı adına tesciline karar verilmelidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, her ne kadar bozma ilamında bilirkişilerin ancak uygulama hakkında görüş bildirebilecekleri belirtilmişse de, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinin ilk fıkrasında, zilyetliğin kanıtlanmasında açıkça bilirkişi beyanlarına da dayanılabileceğine yer verilmiştir. Ne var ki, uyuşmazlığın niteliği karşısında olayda dinlenen tek bilirkişi anlatımıyla yetinilerek kazandırıcı zaman aşımı zilyetliğinin gerçekleştiğinin kabulü suretiyle hukuksal ve sağlıklı bir çözüme ulaşılamayacağı da açık olduğuna göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy