(743 S. K. m. 116)
Dava: Taraflar arasındaki "evlenmenin feshi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 25.12.1992 gün ve 149-248 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.9.1993 gün ve 7438-8040 sayılı ilâmı: ( ... Medeni Kanunun 116/2. maddesi gereğince evlenmenin feshine karar verilebilmesi için, düşünülen hatanın bizzat eşin bir vasfında olması gerektiği gibi, hatanın esaslı olması ve hatanın eşinde "bulunması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede önemli bir vasıfta" olması gerekir. Davacı dava dilekçesi ve duruşma safhasında davalı kocanın iktidarsız olduğunu ve bu sebeple cinsel birleşimde bulunamadığını iddia ederek evlenmenin feshini istemiştir. Davalı savunmasında başlangıçta davacı ile cinsel birleşmede bulunduklarını, ancak bilahare davacıdan kaynaklanan sebeplerle münasebette bulunmadıklarını savunmuştur. Dosyada mevcut davacıya ait 13.11.1992 tarihli raporun incelenmesinde "Hymen (kızlık zarı) annüler, intarkt olup, halen anatomik olarak bakiredir, cinsel ilişkiye mani bir durumun bulunmadığının" bildirildiği, Davalıya ait 20.6.1992, 27.6.1992 ve 3.11.1992 tarihli raporlarda ise "ürolojik olarak sağlam, dış genital organlar (penis-sorotum-testisle) sağlamdır. Kullanma normaldir, gerek organik gerekse psişik olarak normal ve sağlıklı bir erkek olduğu'nun belirtildiği görülmüştür.
Davacının cinsel birleşmenin gerçekleşmediğini iddia etmesine, davalının ise gerçekleştiğini savunmuş bulunmasına göre, davanın kabul edilebilmesi için eşler arasında cinsel birleşmenin gerçekleşmediğinin sabit olması gerekir ve bu konuda da ispat külfeti de davacıya düşer.
Davacının delil olarak dayandığı doktor raporunda her ne kadar davacının bakire olduğu yazılı ise de aynı raporda kızlık zarının "annüler, intarkt" olduğunun belirtilmesine ve davalının muayenesi ile ilgili raporlarda da iktidarsız olduğunun belirtilmemesine ve normal sağlıklı bir erkek olduğunun açıklanması karşısında davacı cinsel birleşmeyi davalının yapamadığı şeklindeki iddiasını ispat edememiştir. Vasıfta hatanın evlilik sözleşmesinin bozulması nedeni sayılabilmesi için sözleşmeden önce varlığı ve karşı taraftan gizlendiğinin gerçekleşmesi gerekir. Davalıdan böyle vasıf hatasının bulunduğu kanıtlanamamıştır.
O halde davanın reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. Ne var ki bu hususun temyiz incelemesi sırasında gözden kaçtığı, bozulması gereken kararın onandığı anlaşılmakla davanın karar düzeltme isteminin kabulüne, dairemizin onama kararının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme'ce önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy