(743 S. K. m. 641) (6831 S. K. m. 1)
Taraflar arasındaki kadastro ve Orman tahdidinin iptali davasında dolayı yapılan yargılama sonunda; Kas Kadastro Mahkemesince Orman İdaresi davasının reddine karşı davanın kabulüne dair verilen 28.12.1990 gün ve 1989/122 E - 1990/530 K. sayılı kararın incelenmesi davacı Orman İdaresi avukatı tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 14.12.1993 gün ve 1992/6934 E - 1993/10760 K. sayılı ilamı
(... Mahkemece yapılan inceleme ve hükmüne uyulan bozma gerekleri de tam olarak yerine getirilmemiştir.
Dava konusu 868 parsel sayılı taşınmaz, 14.2.1973 tarih, 13 ve 14 numaralı tapu kayıtları uygulanmak suretiyle 145.850 m2miktarı ile Mehmet Ü. ve arkadaşları adına tespit edilmiştir. Aynı tarihli dayanak kayıtlardan 14 numaralı olanı, 4.12.1963 tarih ve 13 numara ile ve 3573 sayılı Yasa uyarınca dağıtılması sebebiyle 118.400 m2, diğeri Kaş Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.5.1946 tarihli tescil kararı ile ve 4 hektar miktarlı olarak senetsizden oluşmuşlardır. Tevzi yolu ile oluşan kayıt, haritaya dayalıdır, diğerinin krokisi olmadığı bildirilmiştir. Mahkemece verilen tescil kararına dayalı kayıt, hasımsız olarak açılan dava sonucu oluşturulduğundan, Orman Yönetimi için bağlayıcı bir yönü yoktur. 3573 sayılı Yasa'ya dayalı kayıt ise, krokisi kapsamı ile hüküm ifade eder. Bunun yanında Orman Yönetimi kaydın dayanağının teşkil edin 72 sayılı Zeytincilik yasasında öngörülen edinme koşullarının yerine getirilmediğini ve bu nedenle taşımazın 72 parsel kapsamının Orman niteliğini koruduğunu ileri sürdüğüne; kaydın da halen açık bulunduğunu ve bu parsel için tapu kaydı oluşturulmadığı bildirildiğine göre, yönetimin bu kesimle ilgili sav ve isteminin de incelenmesi gerekir. Öte yandan; 1948'de yapılan Orman tahdidi kesinleşerek bağlayıcı nitelik kazanmış olup, eldeki davanın konusunu teşkil eden 1986 tahdidine itiraz edilmiş bulunması sebebiyle kesinleşmesine olanak bulunmadığından, uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle 1948 tahdit harita ve tutanaklarının esas alınmasında ve incelemenin bu tahdide göre yapılmasında zorunluluk vardır.
Bu durumda, mahkemece, evvelce yapılan keşiflerde görev almış bilirkişiler dışında üç uzman Orman mühendisi, bir harita mühendisi ve bir ziraat mühendisi ile yeniden keşif yapılarak, 1948 yalında gerçekleştirilen ilk tahdit ile ilgili tutanak ve harita uygulanmak suretiyle, bu tahdide göre, dava konusu 868 sayılı parselin hangi kesiminin Orman içerisinde ve hangi kesimin Orman sınırı dışarısında bulunduğu saptanılmalı; bundan sonra 1986 yılında yapılan ve birleştirilen davanın konusu teşkil eden Orman tahdit tutanağı ile haritası ayrı ayrı uygulanmak suretiyle tutanakta belirtilen noktalar ile haritada işaretli hadlerin bulunduğu kesimler, krokiye işaret ettirilmeli, harita ile tutanaklar arasında çelişki bulunup bulunmadığı; varsa, çelişkinin nedeni açıklattırılmalı; çelişik durumda tutanağın esas olacağı; ancak, uygulamada, 1948 tahdidinin dışarısına çıkılıp çıkılmadığına dikkat edilmesi gerektiği düşünülmeli; hasımsız tescil davası yolu ile alınmış tapu kaydı, yönetimi bağlayıcı olmamakla beraber, kapsamının her iki tahdide göre, nereyi kapsadığının belirlenebilmesi bakımından ayrıca, zeytincilik yasası uyarınca verilen dayanak kayıtta, gene, her iki Orman sınırlaması içerisinde hangi kesime uyduğunun tespiti bakımından yerinde uygulanmalı; bu uygulama sırasında genel kadastro haritası da uygulanarak taşınmazın haritadaki konunun 1948 ve 1986 Orman tahdit haritaları ile irtibatlandırılarak gösterilmelidir. Bu uygulama sonunda, 1948 ve Orman sınırlanması sonucu düzenlenen harita esas alınmak suretiyle, bu haritaya göre, 1986 Orman tahdit haritası, genel kadastro haritası, dava konusu parselin tespitine esas olan dayanak tapu kayıtlarının kroki ve sınırlarına göre kapsamları ayrı ayrı renklerle belirtilmek suretiyle işaret ettirilmeli; uzman bilirkişiler ve fen elemanı varsa krokiler arasındaki çelişkinin neden ileri geldiğini ve 1948 tahdidine göre orman sınırı içerisinde olan ve olmayan yerleri açıklamalı ve belirlemelidirler. Uygulama sırasında, özellikle, 72 sayılı zeytincilik parselinin kapsadığı alan üzerinde de durulmalı; bu parselin henüz açık bulunduğu ve tapuya bağlanmadığı, bu nedenle ve zeytinlik niteliği ile Orman sayılmayan yer olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, kapsamı ilk Orman sınırlamasına göre, tahdit içerisinde ise, zilyetlik yolu ile de edinilmesinin mümkün olamayacağı ve bu kesime ilişkin Orman Yönetimi davasının kabulü gerekeceği hususu da gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu uygulama sonucunda, 1948 yılında yapılan Orman tahdidi sırasında Orman içerisinde alınmış bulunan yerlerden; ancak, 70 ve 71 numaralı zeytincilik parselleri itibarıyla dayanak tapu kapsamı içerisinde bulunan yerleri 6831 sayılı Orman Yasasının 2896 sayılı Yasa ile değişik 1/i maddesi uyarınca tapu malikleri adına ve tespit ve tescilinin mümkün olabileceği; özel yasayı uyarınca dağıtıma ve tapuya tabi tutulmayarak kaydı açık bırakılan yerin, Orman niteliğini korumakta bulunması sebebiyle gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri adına tapuya tescilinin mümkün bulunmayacağı; 1948 yılında yapılan Orman sınırlaması sonucu düzenlenen haritanın sonra yapılan çalışmalara tekaddüm etmesi sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde bu haritanın esas alınması ve daha sonra düzenlenen zeytincilik haritası, genel kadastro paftası ile 1986 yılında yapılan Orman sınırlaması sonucu düzenlenen haritanın bununla irtibatlandırılmak suretiyle sonuca gidilmesi; başka bir anlatımla, bu harita kapsamındaki yerlerin tümüyle Orman sayılması ve ancak, bu harita kapsamı içerisinde bulunmakla birlikte zeytincilik yasası uyarınca verilen ve tapuya bağlanan yerlerin Orman dışı sayılabileceği dikkate alınmalı tüm deliller bu şekilde ve birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmelidir.
Bütün bu yönler gözetilmeden eksik inceleme, yetersiz keşif ve keşfi izlemeye elverişsiz kroki ve raporlara dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasa aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davacı Orman İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy