(1086 S. K. m. 275, 429) (818 S. K. m. 49)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 4. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26/12/1990 gün ve 1990/221- 1991/1152 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 25/05/1992 gün ve 1991/3121- 1992/6952 sayılı ilamı ile;
(... Davacı, davalının valiliğe verdiği dilekçede, kendisini mafyanın Antalya temsilcisi ve turizme büyük darbe vuran kişi olarak gösterdiğini ileri sürerek kişilik hakkına saldırı nedeniyle 10.000.000 Lira manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davalının kullandığı sözlerin tazminatı gerektirip gerektirmediği yolunda bilirkişi oy ve görüşünün alınmasına karar vermiş, alınan 12.11.1990 günlü raporda davalının bir yolsuzluğu dile getirmesi, şikayette bulunması ve önlem alınmasını istemesi yurttaşlık haklarından birinin kullanılmasıdır. Ancak, davalının davacı hakkında mafya nitelendirilmesinde bulunması hukuka aykırı bir saldırı niteliğini taşıdığı ileri sürülmüş ve davacı yararına manevi parasal tazminat yerine tecavüzün kınanması gibi diğer bir tazmin suretinin ikamesinin uygunluğu mahkemenin takdirine ait olduğu hatırlatılmıştır.
Mahkeme, bilirkişi raporunun yerinde görüldüğü gerekçesiyle Borçlar Kanununun 49. maddesi gereğince davalının mafya nitelemesi biçimindeki saldırının kınanmasına karar vermiştir.
1- Kişilik hakkına yapıldığı öne sürülen bir saldırının hukuka aykırı olup olmadığı, tazminatı gerektirip gerektirmediği daha geniş anlamda olayda Borçlar Kanunu'nun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi, yargılama çalışması içinde Hakimin yetki ve görevine giren bir hukuki değerlendirmedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 275. maddesinde Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemeyeceği yolunda emredici kural getirilmiş, bu olmasaydı bile, kural olarak, Tüm yargılama çalışmalarının hakime ait olduğu gerçeği karşısında sonuç aynı olacaktı. Mahkemelerin, yetki ve görevlerini bilirkişi aracılığı ile ve olayımızda olduğu gibi onun önerileri doğrultusunda kullanmaları yasanın çok açık emredici kuralına bir usul hatasıdır. Gereksiz yere bilirkişi görüşüne başvurulması, yargılama giderlerinin artması ve yargılamanın uzamasının nedeni olacağından, pahalı yargı olgusunu gerçekleştirir ve yargıya duyulması gereken güveni de sarsar.
Yargıtay denetiminin yapıldığı bu safhada, sonuca etkili olmadığından bu ağır usul hatasına değinilmekle yetinilmiştir.
Motel işletmecisi olan davalı Ziya, Antalya Vilayet Makamına verdiği 23.09.1988 günlü dilekçede; Antalya Hava Limanındaki taksi durağı işletmesini yöneten Ali ve arkadaşlarının Hava alanında turist kandırmak ve menfaat sağlayarak Türk Turizmi'ni baltaladıklarını öne sürerek davalıya mafya olduğunu sandığı açıklamıştır.
Olayımızda üzerinde durulması gereken sorun, davalının davacı hakkında şikayet dilekçesinde kullandığı mafya sözcüğünün kişilik hakkına saldırı niteliğinde olup olmadığıdır.
Mafya (mafia), İtalya'nın Sicilya adasında yuvalanmış genellikle iktisadi temele dayanan ve siyasi amaçlara da yönelen karmaşık teşkilatı olan gizli şebeke, şantaj, tehdit, cürüm, şiddet hareketleri ağıdır. (Meydan Larousse, C.8, sh. 211). İşte İtalya'dan bütün dünyaya yayılan hukuk dışı yollardan yararlanarak gerektiğinde zor kullanarak nüfuz ve kazanç temin etmek amacını ön planda gerçekleştiren mafya gerçeği ülkemizde de güncel bir olgudur.
Kural olarak, bir kişinin mafya olarak gösterilmesi onun kişisel değerlerinden olan onur ve saygınlığına ve değerleri koruyan kişilik hakkına saldırıdır. Bununla beraber olaya uygun düşen ahlaki bir kınamayı içeren sözcükler kişisel değerlere zarar verse bile kişilik hakkına saldırı olarak kabul edilemezler; bunların gerçek olduğunun ispatlanmasına izin verilmelidir.(Egger, İsviçre Borçlar Kanunu'nu şerhi C: 1, sh. 298) Türk uygulamasında gerçekliği kanıtlayan dalkavukluk suçlaması (4. HD. 27/02/1990- 10.681-1176 bkz. Yargıtay Kararları Dergisi, Mayıs 1990, sh. 655); aşırı alkollü olarak trafik kazasına neden olan kişiyi zilzurna kafa çeken azgın kişi olarak nitelendirmek. (Y.4. HD. 14.05.1976- 6512/4952) hukuka aykırı saldırı olarak görülmemiştir.
Dava konusu olaya gelince; Davacı Ali, Antalya Hava Limanı Taksi durağını, ihale ile alan arkadaşlarıyla birlikte işletmektedir. Ancak davalının burada çalışan taksi sürücülerini telkin ve tehditle belli pansiyonlara müşteri götürmesini ikna ederek amaç ve hukuk dışı yolla ekonomik çıkar sağladığı, bu yoldaki önerileri kabul etmeyenlere iş vermediği tanık Hasan, Mustafa ve Dinçer'in birbirini tamamlayan beyanlarıyla anlaşılmıştır.
Nitekim davacının da yönetiminde bulunduğu havalimanı durağında taksiye binen yabancı uyruklu Braun Eute, Vermeeren Astzid, İsabel Rissi, Zimmerman Klaus adlı turistler kolluk güçlerine yaptıkları başvurularda kendilerinin davalıya ait kaptan ve özgür pansiyonlara kalmak üzere yer ayırttıklarını ancak taksi sürücülerinin bu pansiyonları kötüleyerek başka pansiyonlara götürmekte direndiklerini açıklayarak şikayette bulunmuşlardır.
Konu yerel basında da taksiciler turist satıyor; rezervli yabancılar, zorla götürüldükleri otel ve pansiyonlarda zoraki gece geçirmek zorunda kalıyor; pansiyoncular taksilere müşteri başına para ödemeyince tesisler boş kalıyor başlık altında güncelleştirilmiştir. Bunun üzerine Antalya Valiliği de 01.07.1988 günlü emirle bu gibi davranışların önlenmesi için ilgili birim ve kuruluşları uyarmıştır.
Görülüyor ki, Antalya Havalimanı taksi durağını işleten davacı ve arkadaşlarının taksi sürücülerini ikna ve gerektiğinde tehdit yoluyla kullanarak araçlara binen turistleri kendi istekleri dışındaki pansiyonlara gitmeye zorladıkları ve bu şekilde hukuk dışı yolla çıkar sağladıkları yolunda güçlü kanıtlar mevcuttur. Kaldı ki, bunların doğru olmadığı yolunda davacı, hiçbir kanıtta gösterememiştir.
Davalının, davacının kanıtlanan eylemiyle zarar gördüğüne göre, bu eylemlerin önlenmesi için idari makamlara başvuru dilekçesinde davalıdan mafya olduğunu sandığım sözcüklerini kullanması olaya uygun düşer. Davalının gerçek olaylara dayanan hukuk dışı olguyu mafya olarak nitelendirmesi ahlaki kınamayı içerdiğinden hukuka aykırı değildir. O halde mahkemenin, (davalının hukuka uygun kabul edilen kınamasının kınanmasına karar vermesi yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle somut olayda, toplanan delillerle davacının iddiasına dayanak yaptığı vakıaların doğruluğunun kanıtlanması itibariyle gerçekliği anlaşılan bu olgularla bağlantılı olarak düşünce açıklamasında bulunulmasının da, hukuka aykırı ve kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 01.06.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy