(818 S. K. m. 105) (4721 S. K. m. 6) (3095 S. K. m. 1)
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.3.1991 gün ve 1990/51 E. - 1991/70 K. sayılı kararın incelenmesi davalı idare vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 15.6.1993 gün ve 1993/10166-11884 sayılı ilamı;
(...Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle mal sahibinin sadece yasal faiz isteme hakkı olup borçlar Kanununun 105. maddesine dayanarak munzam zarar talep edemeyeceği gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, bedel artırma davası sonucu, tahsiline karar verilen, kamulaştırma parasının geç ödenmesinden dolayı, tazminat istemine ilişkindir.
B.K.nun 105.maddesi uyarınca borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğine ispat etmedikçe borcun geç ifasından dolayı alacaklının geçmiş günler faizini aşan zararını tazmin ile mükelleftir. Bu nedenle öncelikle alacaklının geçmiş günler faizini aşan zararını mevcut bulunduğunu kanıtlaması gerekir.
Somut olayda, kamulaştırma bedel farkının geç ödenmesinden ötürü yasal temerrüt faizini aşan zararın meydana geldiği ileri sürülmüş ve bu zararın doğuşu, enflasyon olgusu ile ödenmesi gereken paranın bankaya, hisse senetlerine vs. yatırılmamış olmasına bağlanmıştır. Dava dilekçesinde de hayatın en basit ve yaygın yatırım yolu olan vadeli mevduat hesabı açarak alacağı faizle davalının ödediği % 30 temerrüt faizinin farkından oluşan zarardan söz edilerek 353.571.030. TL. tazminat talebinde bulunulmuştur Mahkeme, temerrüt olgusunu kabul ederek, zarar miktarını tespiti için konuyu bilirkişiye havale etmiştir. Bilirkişiler zarar miktarını temerrüt faizini aşan 1 yıl vadeli mevduat faizine göre hesap ederek 351.473.792 TL. olarak tespit etmişlerdir. Hükmedilen ve munzam zarar olarak kabul edilen miktar bir yıl vadeli mevduata uygulanan faiz oranına göre hesaplanmıştır. Bu itibarla hüküm, davacının bedel farkını zamanında alması halinde bankaya vadeli olarak yatıracağı vadenin de bir yıl olacağı varsayımına dayanmaktadır. Varsayımlara dayanarak taraflardan herhangi birisi Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde ifadesini bulan ispat yükümlülüğünden kurtulamaz. Mahkemece hükmedilen, kanıtlanmış bir zararın karşılığı değil, mevduat faizidir. Mevduat faizine hükmedilmesi ise, gerek Borçlar Kanununa ve gerekse 3095 sayılı Kanun hükümlerine açıkça aykırıdır.
3095 sayılı Kanun ilke olarak enflasyon olgusunun yoğun olarak yaşandığı ve yıllık enflasyonun yüzde otuzlardan yükseklerde bulunduğu tarihlerde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Kanun koyucu buna rağmen faiz ile ilgili iradesini % 30 luk miktar ile açıklamıştır. Bu nedenle temyize konu davada mevduat faizi getirisinden söz edilip dolaylı yoldan % 30 temerrüt faizinin açılması doğru değildir.
Hal böyle olunca davacı tarafça, geçmiş günler faizini aşan bir zararın varlığı kanıtlanmadığından Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davanın reddi gereğine değinen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy