(743 S. K. m. 659) (818 S. K. m. 21, 61, 63)
Taraflar arasındaki "şufa" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye Dokuzuncu Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 31.12.1993 gün ve 1992/582-1993/782 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Altıncı Hukuk Dairesi'nin 22.3.1994 gün ve 1523-3125 sayılı ilamıyla; ( ... Davacılar vekili; şufalı payın ilişkin olduğu taşınmazda müvekkillerinin paydaş olduklarını, davalının payının cebri tescil davası sonucu adına intikal ettiğini, bu kararın 9.4.1991 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek 26.4.1991'de açılmış olduğu iş bu dava ile şufalı payın iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı; payın satış vaadi ile alındığını, gerçek bedelinin tespit edilmesini şufa hakkı kabul edilecekse bu bedel üzerinden kabul edilmesini savunmuştur.
Mahkeme, payın değerini yeniden tespit ederek bu bedel üzerinden şufa hakkının tanınmasına karar vermiştir.
Taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri de şufa hakkıdır. Kanuni şufa hakkı yenilik doğuran inşai bir haktır. Paydaşa bir payın üçüncü kişiye satılması durumunda, o pay alıcıya neye mal olmuş ise (satış bedeli, tapu harç ve masraflarını) o miktar ile belirli süre içerisinde satın alma yetkisi verir. Şufalı payın davalı tarafından açılan cebir tescil davası sonucu adına intikal etmiştir. Şufa hakkının kabulü için satış akdinin varlığı zorunludur. Satış vaadi tam bir satış olmadığına göre satış vaadine konu olan pay için şufa hakkı kullanılamaz. Davacıların şufa hakkı, cebri tescil davası ile ilgili kararın kesinleşmesiyle doğmuştur. Kararın kesinleşmesinden itibaren yasal bir aylık hak düşürücü süre içerisinde şufa hakkı kullanıldığına göre cebri tescil kararında belirtilen miktar üzerinden şufa hakkı tanınmasına karar vermek gerekirken, bundan zühul ile fazla şufa bedeline hükmedilmesi usul ve kanuna aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacılar vekili.
Hukuk genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, önalım (şufa) hakkının tanınması istemine ilişkindir.
Taşınmaz mal mülkiyetinin yasadan doğan daraltımlarından biri olan önalım (şufa) hakkı, yenilik doğuran (inşai) bir haktır. 20.6.1951 gün, 13/5 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararında da bu hak, taşınmazda pay sahibi bulunan kişiye, diğer bir paydaşa ait hissenin, üçüncü kişiye satılması halinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile belli bir süre içerisinde satın alma yetkisini veren ayni bir hak olarak tanımlanmıştır. Dava hakkının kullanılması için öngörülen belirli süre ise, satışın öğrenildiği tarihten itibaren başlayan ve niteliği gereği hakkın özünü etkileyen bir aylık hak düşürücü süredir. Yine belirtmek gerekir ki, yukarıda ifade edilen 1951 tarih, 13/5 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının sonuç bölümünde satış bedelinden söz edilmesini de müşteriye mal olan satış bedeli olarak anlamak gerekir. Bu nedenle önalım (şufa) hakkının ortak payın satışından çok sonra kullanılması halinde, aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydana gelen objektif artışlarla enflasyon olgusunun önalım bedelinin belirlenmesine etkisi de kabul edilmelidir. Bu hakkın şu veya bu nedenle geç kullanılmasından dolayı davacıyı, amaç dışında zenginleştirecek ve alıcı davalıyı da fakirleştirecek yorum ve sonuçlardan kaçınılmalıdır. Çağdaş hukuk, haksız yani tam karşılığı verilmeden elde edilen kazançları korumamaktadır ( BK. m. 21, 61, 63 ).
Satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süre sonra taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının önalım (şufa) bedeline dahil edilmesi yorumu, yasaya ve hukukun genel prensiplerine de ters düşmeyeceği aşikardır. Aksine bir uygulamanın hukukun amacı olan adaletin somutlaştırılmasını önleyeceği ve çıkarlar dengesini bozacağı tartışılmayacak kadar açık bir olgudur. Zira önalım hakkı sahibi, sebepsiz zenginleşirken alıcı olan davalı fakirleşmektedir. Bu itibarla önalım (şufa) hakkının kullanılması nedeni ile önalım hakkı sahibi alıcının, bedele ilişkin yükümlülüğü, hakka konu olan payın kullanıldığı tarihteki (önceden kullanılmamışsa dava tarihi) değeri olmalıdır. Nitekim bu görüş Hukuk Genel Kurulu'nun 5.5.1993 gün ve 761-192; 18.5.1994 gün, 215-356; 19.10.1994 gün, 343-625 sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda ise müşterek mülkiyet üzere olan taşınmazda, 12/96 pay sahibi olan davalı, bu payı 16.12.1982 günlü noterde düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile 5.000.000 TL.na satın almış ve satışı takip eden 17.12.1982 günü de sözleşme tapuya şerh verilmiştir. Tapu siciline verilen bu şerhle satış vaadi sözleşmesine ayni etkinlik kazandırılmasını takiben ve satış vaadi borçlusu davalının bayii Hayriye'nin 17.5.1983'de ölümünden sonra, 30.11.1983 tarihinde Hayriye'nin mirasçısı aleyhine cebri tescil davası açılmıştır. Davalının çekişme konusu payla ilgili cebri tescil davası görülmekte iken ve bu pay üzerinde satış vaadine ilişkin şerh mevcut olduğu halde 25.1.1984 tarihinde, temyize konu davanın davacısı, diğer paydaşlardan kayden pay iktisap etmiştir. Davalının açtığı cebri tescil davası ise kabulle sonuçlanmış ve karar 9.4.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki önalım ( şufa ) davası da cebri tescil kararının kesinleşmesini takiben yasal süresi içerisinde 26.4.1991'de ikame edilmiştir. Kayden iktisap eden aleyhine açılan şufa davası ile ilgili olarak yukarıda genel çerçevesi belirtilen uygulama Hukuk Genel Kurulu'nca kararlı biçimde sürdürülmektedir. Bu uygulamadan koşullarının gerçekleşmesi halinde şufa konusu payı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın alanları yararlandırmamanın en azından hakkaniyete aykırı düşeceği duraksanmayacak kadar açıktır. Olayda davalı, 1982 yılında çekişmeli payı 5.000.000 TL. bedelle vaat borçlusundan satın almıştır. Cebril tescil davası sonuçlanıp temyize konu şufa davasının açıldığı tarihte ise bu payın karşılığının, 6.481.120.000 TL. olduğu üç kez yapılan bilirkişi tetkikatı sonucu saptanmış durumdadır. Kaldı ki davalı sözleşmeyi tapuya şerh verdirerek ayni etkinlik kazandırdığı gibi kesinleşen cebri tescil davası sonunda da, sözleşmenin geçerliliği ve bağlayıcılığı kesinleşmiştir. Hal böyle olunca mahkemece, mevcut delillerin değerlendirilmesi sureti ile ve davanın derecaattan geçen aşamaları da gözetilerek şufa konusu payın, dava tarihine göre belirlenen değerinin davacılardan, alınıp davalıya verilmesi koşulu ile davanın kabul edilmesi doğrudur. O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 175.140.640 lira bakiye temyiz harcının temyiz edenden alınmasına, 14.12.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy