(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasındaki tesbit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Baskil Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.11.1989 gün ve 1987/523-1989/802 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 19.10.1992 gün ve 7285-13607 sayılı ilâmı;
(...Davacılar 133 tahrir numaralı vergi kaydına dayanmışlardır. Yerel bilirkişi ve tanıklar bu vergi kaydının nizalı yeri kapsadığını, sınırların sabit olduğunu bildirmişlerdir. Oysa vergi kaydında kuzey sınır çay olarak gözükmektedir. Bilirkişiler sınırların kaymış olduğunu, çay denilen derenin de sabit sınırlı olduğunu bildirmişlerdir. Dosya içerisindeki krokiye göre taşınmazın doğusunda ve kuzeyinde yoldan önce mer'a, batısında da dere ve vergi kaydında geçen çay bulunmaktadır. Vergi kaydına göre bir sınır olup sabit sınır sayılmaz. Ayrıca fiilen taşınmazın diğer sınırlarında mer'a bulunmaktadır. 3402 sayılı Kanun'un 20.maddesi hükmüne göre taşınmazın miktarı vergi kaydındaki miktara göre belirlenmelidir. Zira vergi kaydında gösterilen çay sınırı değişir ve genişletilmeye elverişli olup, bu yerin zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün değildir. Taşınmazın ayrıca doğusunda ve kuzeyinde mer'a bulunduğuna göre vergi kaydındaki miktara değer verilmeli, fazla hakkındaki talebin reddi yönüne gidilmelidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Karakaya baraj gölü altında kalmış olan 63 parsel sayılı taşınmazın mülkiyetinin tesbiti istemine ilişkindir.
Gerçekten tapulamaca 133 tahrir numaralı ve 18.000 m2 yüzölçümlü vergi kaydına ve zamanaşımı zilyedliğine dayanılarak davacılar adına yapılan tesbite, Hazine'nin itirazı üzerine dava devam etmekte iken bu yerin Karakaya baraj gölü altında kalması nedeniyle tapulama mahkemesince tapulama dışı bırakılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı, her ne kadar bilahare bu yerin 133 tahrir numaralı vergi kaydı kapsamında kalmadığını, miras bırakanı ve onunla birleşen 50 yılı aşkın zilyedliği altında bulunduğunu belirterek mülkiyetin tesbitini istemişse de, dava dilekçesinde açıkça Baskil Tapulama Mahkemesi'nde bu yerle ilgili olarak görülen davaya dayandığını bildirmiş durumdadır. Getirtilen Baskil Tapulama Mahkemesi'nin dosyasının tetkikinde ise mahkemece, bu yerin davacı vergi kaydı kapsamında kaldığı diğer bir kısım kayıt maliki ile davacılar ittisalinin sağlandığının ifade edildiği görülmüştür. Ne var ki anılan tapulama davası tapulama dışı bırakma ile neticelendiği gibi davacının dayandığı 133 tahrir nolu vergi kaydı kuzeyde okunduğu çay sınırı itibariyle değişebilir niteliktedir. Ayrıca taşınmazın doğusunda 47 parsel numarası ile sınırlandırılmış mer'a ve onun da doğusunda yol sınırı bulunduğu yoldan sonraki taşınmazın niteliğinin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Vergi kaydının çay sınırı ve taşınmazın eylemli durumu itibariyle kapsamının miktarı ile geçerli olması gerekir. Ancak anılan vergi kaydı tapulama sırasında 63 parselle birlikte dava dışı çekişmeli parselin güneyinde bulunan 52 parsele de revizyon görmüştür. Dava dışı 52 parsel 22.000 m2.çekişmeli 63 parsel ise 45.300 m2 olmasına karşın miktarı ile geçerli olduğu vurgulanan 133 tahrir nolu vergi kaydı, 18.000 m2. miktarlıdır. Vergi kaydının revizyon gördüğü belirlenen 52 parselin dava dışı bulunması, bu kayda kapsam belirlenirken gözardı bırakılmasını gerektirmez. Vergi kaydına 52 parselde gözetilmek suretiyle muhteva tayin edilmesi gerekir. Kaldı ki çekişmeli taşınmazın 4753 sayılı Yasa uyarınca gerçek şahıslar adına dağıtıma tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca olayda sağlıklı ve hukuksal bir çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle bu yerle ilgili olarak 4753 sayılı Yasa uyarınca yapılan belirtmelik ve eklerinin getirtilmesi, özel mülkiyet konusu olan yerle sınırlı olmak üzere vergi kaydına yukarıda açıklanan biçimde sabit sınırdan başlamak üzere kapsam tayin edilmesi ve zilyedlik durumu da gözönünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekir.
Açıklanan hususlar gözetilmeden yazılı olduğu üzere eksik inceleme ile karar verilmesi doğru değildir. O halde Usul ve Yasa'ya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA 28.9.1994 gününde yapılan birinci görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy