(765 S. K. m. 111) (1086 S. K. m. 93, 151)
Dava: Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.2.1994 gün ve 1992/95-1994/51 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.7.1994 gün ve 1994/6079-11172 sayılı ilâmı:
( ... Dava iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece davacının ceza mahkemesinde alınan ifadesinde şikayetçi ve davacı olmadığı ve davalı şirketten hukuki ve cezai yönden davacı bulunmadığına ilişkin sözleri feragat kabul edılerek davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının ceza mahkemesindeki beyanı uğradığı zararın tazmini için dava açmakta kesin feragat olarak nitelendirilemez ve bağlayıcı değildir. Bu nedenle daha sonra açılan bu davanın esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benımsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sorun, bir hakkın dava konusu yapılmadan önce (veya yapıldıktan sonra) hak sahibinin bu hakkından feragat etmesi halinin açılan davaya etkisi konusunda toplanmaktadır.
Esas haktan feragat, ona bağlı olan dava hakkının son bulmasına neden olan bir maddi hukuk kuralıdır. Maddi hukuk, esas haktan feragat için kural olarak bir geçerlik şekli öngörmüş değildir. H.U.M.K. 93 ve 151. maddelerindeki şekil şartı, asas haktan feragat hakkında uygulanmaz. Esas haktan feragat maddi hukuk anlamında bir itirazdır, bu nedenle hakimin re'sen dikkate alması zorunludur.
Esas haktan kural olarak zımni feragat mümkün değilse de zımni feragat sayılan haller arasında davamızda ki durum bunun tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Dosya içeriğine göre davacı, 9.10.1989 tarihinde bir iş kazası geçirmiştir. Olayda davacı 5/8, diğer iki işçi ise 3/8 oranında kusurlu bulunmuştur. Kusurlu işçiler aleyhine açılan Kamu davasının yapılan yargılarnasında (24.5.1990 tarihli oturum) mağdur olarak ifade veren davacı aynen "... Ben sanıklardan ve bunlarırr herhangi birisinin kusuru alınmadığı için şikayetçl ve davacı değilim, ilgili şirketten de hukuki veya cezai yönden davacı değilim" demiştir.
Ceza davasının kesinleşmesinden sonra davacı yukarıdaki açık beyanına rağmen işveren aleyhine bu davayı açarak davalı şirketten bir milyon maddi, on milyon manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkeme, davacının ceza mahkemesindeki beyanını "şartsız feragat" olduğundan bahisle davayı reddetmiştir. Daire "... davacının ceza mahkemesindeki beyanı uğradığı zararın fazmini için dava açmaktan kesin feragat olarak nitelendirilemez ve bağlayıcı değildir.
Bu nedenle daha sonra açılan bu davanın esası incelenerek sonucuna göre bir karar yernftek gerekir" gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Mahkemenin direnmesi sonunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da daire görüşünü aynen benimsemiştir.
Esas Haktan feragat diye bir maddi hukuk kuralını dışlayan çoğunluk görüşüne katılmamız mümkün değildir. Davacının ceza mahkemesindeki beyanının bağlayıcı olmadığı gerekçesi maddi hukuka ve Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğu kadar TCK.nun. 111 maddesi hükmüne inkâr anlamını taşıdığı kanısında olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmadığırnızı beyanla mahkeme kararının Onanması görüşiindeyim.
Full & Egal Universal Law Academy