(6762 S. K. m. 1292, 1294, 1295)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 1. Ticaret Mahkemesi`nce davanın reddine dair verilen 7.06.1994 gün ve 1993/286 E - 1994/3601 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.12.1994 gün ve 1994/5689-9705 sayılı ilamı ile;
... Davacı vekili, müvekkili şirkete ait ...`daki işyerinin 15.7.1992-15.7.1993 tarihleri arasında davalı şirkete yangına karşı sigorta ettirildiğini, başka poliçeler ile bu poliçeye ait prim borcunun davalının acentesi olan dava dışı L.S.`a 15.9.1992, 15.10.1992 tarihli senet bordroları ve 15.10.1992 tarihli tahsil fişi ile tamamen ödendiğini, sigortalı işyerinde 24.4.1993 tarihinde meydana gelen yangında toplam 2.621.350.000 lira zarar meydana geldiğini ileri sürerek bu miktarın hasar ihbar tarihi olan 26.4.1993 tarihinden itibaren % 54.5 reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacının talebi üzerine poliçe hazırlandığı, teslimi ve ödeme yapması için İstanbul Bölge Müdürlüğünde bekletildiğini, davacının poliçeyi teslim almadığını ve herhangi bir pirim ödemesi yapmadığını, sözleşmenin yürürlüğe girmediğini, verildiği iddia edilen senetlerin müvekkili şirketin kayıtlarında bulunmadığı gibi, davacının hiçbir şekilde borçlu, ciranta vb. gibi imzası ve ismini içermeyen senet ve çeklerin kambiyo senedi vasfında bulunmadığını, ayrıca yürürlüğe girmeyen poliçenin 5.10.1992 tarihinde iptal edilerek kayıtlardan düşüldüğünü beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve toplanan delillere dayanılarak davacı şirketin davalının acentesi aracılığı ile İstanbul/...`da bulunan 5 adet işyeri ve dava konusu ...`daki deri fabrikası için sigorta sözleşmesi teklif edildiği, sigorta poliçelerinin düzenlenmesine rağmen davacının bu poliçeleri teslim almadığı ve ilişkisini sözleşme feshedilen acente aracılığı ile sürdürdüğü ve acenteye ödemeler yaptığı, poliçe bedellerinden dolayı acenteye 418.285.308 lira borçlu olduğu, kendi kayıtlarında yer almayan bir kısım ödemelerin acente kayıtlarında gözüktüğü, ödemelerin hangi poliçeye ait olduğuna dair bir açıklık bulunmadığı ve dava konusu poliçede gösterilen 144.607.050 lira primin ödendiğine dair hiçbir kayıt olmadığının tespit edildiği, bu durumda davacının belirlenen primi ödediğini ispat edemediğinden, davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında, davacı şirketin, davalı sigorta şirketinin sözleşme yapmaya yetkisi olmayan ancak teklifname alma ve prim tahsiline yetkili acentesine dava konusu fabrikasını 15.7.1992-15.7.1993 tarihleri arasında yangın rizikosuna karşı sigorta ettirmek için teklifname verdiği ve yangının davacı sigorta ettirilen tarafından kasten çıkarılmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususlar sigorta akdinin teşekkül edip etmediği ve ayrıca prim ödenip ödenmediği noktasında toplanmış bulunmaktadır. Davalı sigortacı vekili savunmasında teklifin kendilerine iletildiğini ve bu teklifin yüksek prim karşılığı ve % 40 peşin ( nakit ) ödemek kaydı ile kabul edildiğini bildirmekte ancak bu karşı teklifin davacı sigorta ettirene bu şekilde bildirildiğini usulen ispat edememiş bulunmaktadır. Esasen davacı ile ilişki halinde olan davalı sigorta şirketi değil, onun acentesidir. Acentenin ise davalı sigorta şirketinin bu şartlı teklifini davacı tarafa bildirdiği de belgelendirilememiştir. Aksine, davalı sigorta şirketi tarafından toplam 144.607.050 liralık prim karşılığı dava konusu fabrikanın 18 milyar liraya sigorta edildiği konusunda yangın sigorta poliçesi düzenlendiği ve bu poliçenin davalı şirket yetkililerince imzalanarak davacıya teslim edildiği anlaşılmaktadır. Davalı sigorta şirketi her ne kadar bu poliçenin sonradan iptal edildiğini, acente suretinin her nasılsa davacı eline geçtiğini savunmuş ise de, dosya içinde noter tasdikli poliçe örneğinde acente nüshası olduğu yönünde böyle bir kayıt bulunmadığı gibi, bu husustaki davalı şirketçe belgelendirilememiştir. Açıklanan bu durum karşısında, davacının acente aracılığı ile verdiği teklifin davalı sigorta şirketince kabul edilerek sigorta poliçesi düzenlenip, davacıya teslim edildiğine göre, taraflar arasında oluşması esasen bir şekle bağlı olmayan sigorta sözleşmesinin kurulduğunun kabulü gerekir.
Primin ödenmesi ile ilgili uyuşmazlığa gelince;
TTK.`nun 1292. ve 1295. maddelerinin son değişikliğinden önce sigorta priminin para ile ödenmesi gerektiğine ilişkin hüküm Dairemizin bir örneği de dosyada bulunan yerleşik uygulaması ile piyasada para gibi tedavül eden kambiyo senetleri ile de ödenebileceği şeklinde yorumlanmakta ve uygulanmakta idi... Anılan hüküm 537 sayılı K.H.K. ile kısmen değiştirilerek ödeme için senet verilmesi halinde ancak senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılacağı kabul edilmiş bulunmaktadır. Dava konusu olay anılan Yasa değişikliğinden önceki döneme ait bulunduğundan uyuşmazlığın çözümünde değişik Yasa hükmü değil, önceki yasal düzenleme ile bu yasal düzenlemeye yorum getiren içtihatlara göre çözümlenmesi gerekmektedir. Bu genel açıklamadan sonra, dava konusu olayda prim tahsiline ilişkin olgulara gelindiğinde, davacı taraf sigorta şirketinin prim tahsiline yetkili acentesine tahsil fişi karşılığı sigorta poliçelerine mahsuben toplam 133.417.300 liralık 4 adet ileriki tanzim tarihli Çek verildiği, bakiyesinin ise senet bordrolarına bağlanarak acenteye teslim edildiği belgelendirilmiş bulunmaktadır. Bu olgular yetkili acente tarafından kabul edilmiş ve kabul de belgelendirilmiştir. Nitekim rizikodan hemen sonra davalı sigorta denetçisi tarafından acentede yapılan ve tutanağa bağlanan incelemelere göre 124.550.000 liralık bonoların acente kayıtlarına girişi saptanmış, bakiye çek ve senetlerin girişi görülmemekle beraber bunların acente de fiilen bulundukları saptanarak tüm çek ve bonoların fotokopileri çekilerek bunlar bizzat davalı tarafından dosyaya delil olarak ibraz edilmiş bulunmaktadır. Keza, yine davalı sigorta şirketince dava dışı acenteye davalı sigorta şirketince yazılan 28.8.1992 tarihli yazı kapsamından da sigorta sözleşmesinin kuruluş tarihi itibariyle tüm sigorta poliçe primlerinin toplamı üzerinden acentenin borçlandırıldığı ve ödemelerin vadeye bağlandığı anlaşılmaktadır. Bir kısım primin ödeme tarihini riziko tarihinden sonra olması hem kambiyo hukuku, hem de sigorta hukuku yönünden sonucu değiştirmesi mümkün değildir. Zira ileriki tanzim tarihli çek keşide edildiği anda tahsil için ibraz edilmesi mümkün bulunduğundan ibraz ve tahsilatın sonradan yapılması bu sonucu değiştirmez. Esasen dairemizin TTK.`nun 1294 ve 1295 maddelerini yorumlayan içtihatlarında kambiyo senedinin rizikodan önce verilmiş olması sigortacının sorumluluğunun başlaması yönünden yeterli olup, riziko tarihinde vadenin henüz gelmemiş olması bu sonucu değiştirmeyeceği kabul edilmektedir. Poliçe düzenlenmesinden sonra prim ödenmemesi halinde sigortacının gerekli prosedürü tamamlayarak sözleşmeyi fesih yetkisi bulunduğu halde, bu yetkisini kullanmadığına göre riziko tarihinde sözleşmenin yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Sigorta şirketi ile acente arasında sonradan ihtilaf çıkması ve sigorta şirketinin acentenin tahsil ettiği primleri kabul etmeyerek 7.12.1992 tarihinde acentelik sözleşmesini feshetmesi, sigorta şirketi ile acentesi arasındaki iç ilişki olup, fesihten önceki prim tahsiline yetkili acentenin prim tahsilatı ile yaptığı işlemlerden dolayı sigortacının sorumluluğu devam eder.
Tüm bu olgu ve açıklamalar karşısında davacı sigorta ettirenin rizikodan önce prim ödeme yükümlülüğünü yerine getirdiğinin de kabulü gerekirken bilirkişi kurulu raporundaki davalı sigorta şirketi kayıtlarında prim ödenmesine ilişkin kayıt bulunmadığının tespiti ile yetinilerek davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, taraflar arasında akdi ilişkinin kurulduğu ve sigortacının sorumluluğunun başladığı kabul edilerek işin esasına girilmesi ve sigorta şirketinin diğer savunmaları incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir ... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenerek Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve Yasa`ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.`nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.12.1995 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy