(1086 S. K. m. 188, 76) (743 S. K. m. 650)
Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 17.6.1993 gün ve 1992/209 E-1993/185 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 28.3.1994 gün ve 1993/7648 E- 1994/3071 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı İ. tarafından, davalı aleyhine 8.6.1992 gününde verilen dilekçe ile 1716 parsel sayılı taşınmaz üzerine iyi niyetle ev yaptığını ileri sürerek MK'nın 650. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil davası açılması sonucu, davalı tarafından dava konusu taşınmaz hakkında Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının, ikinci davanın açıldığı günde davalı yararına henüz karara bağlanmadığı ve kesinleşmediği ve mülkiyetin davalıya geçmediği görüşü ile usul yönünden dava red olunmuş ise de dosyanın incelenmesinde davadan sonra ve hükümden önce o dosyanın ilk kararının kesinleştiği ve mülkiyetin davalıya geçtiği anlaşılmakla, deliller toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden : Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Medeni Kanunun 650. maddesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kural olarak bu istekle açılan davalarda husumet kayıt malikine yöneltilir. Temyize konu davanın açıldığı, 8.6.1992 tarihinde ise dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı henüz davalı adına geçmemiş olup, bizzat davacı adınadır. Ne var ki davalının bu yerle ilgili olarak davacının bayii Hazine aleyhine açtığı tapu iptali davası yürümektedir. Ancak temyize konu davada mahkemece dava şartındaki bu eksiklik farkedilmeden, deliller toplanarak işin esasına girilmiştir. Bu inceleme devam ederken de dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı hükmen davalı üzerine geçmiştir.
Kayden de belgelenmiş olan bu yön taraflar arasından da tartışma konusu değildir.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davanın açıldığı tarihte bulunmayan bir dava şartının, dava görülmekte iken yerine getirilmiş ve davanın görülebilirlik engelinin kalkmış olması durumunda davanın esasına girilebilip, girilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, dava şartlarının davanın açıldığı tarihten hükmün kurulduğu tarihe kadar aynen bulunması temel bir usul kuralıdır.
Hakim, daha davanın başında, dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığını kendiliğinden (re'sen) araştırmak zorundadır. Bir dava şartının bulunmadığını tespit etmesi halinde işin esasına girmeden davayı usul yönünden reddetmelidir. Ancak bu yön ihmal edilmiş ve işin esasına girilmiş olması halinde, dava görülmekte iken başlangıçta noksan bulunan dava şartı da gerçekleşmişse artık davanın usulden reddedilmeyip esastan tetkikle çözüme ulaştırılması gerekir.
Nitekim doktrindeki baskın görüşte bu yoldadır (...bir dava şartının noksan olmasına rağmen esasa girilmiş ve dava sırasında o dava şartı noksanlığı ortadan kalkmış ise hüküm anında bütün dava şartları tamam olduğundan, davanın esası hakkında karar verilir. Yani dava, dava şartlarının başlangıçta noksan olduğu gerekçesiyle usulden reddedilemez) (Prof. Dr. Baki Kuru HUMK adlı kitabı 1979 bası cilt 1 sayfa 899). O halde Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 31.05.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy