(818 S. K. m. 366) (1086 S. K. m.288) (743 S. K. m. 4) (4721 S. K. m. 4)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 27.1.1992 gün ve 1990/133-1992/551 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 28.12.1993 gün ve 1518-5632 sayılı ilamı ile;
(...İş sahibi davalı şirkete karşı sözlü anlaşmayla Güneykent toplu konut bölgesinde 16 blokta 128 konutun yapımının üstlenildiği, 1987 yılında yerin teslim alındığı, konutlardan bir kısmı bitirilmiş, diğerleri bitirilme aşamasına gelmişken davalının değişen yöneticilerince işin devamına engel olunduğu, işin bırakıldığı, yapılan iş karşılığının KDV ile birlikte 955.559.678. TL olduğunun tespit sonucu anlaşıldığı, ödenen avansın ise 744.213.605 TL olduğu, bu nedenle 211.436.073 TL daha alacaklı olduğunu iddia eden davacı yüklenici, fazlaya dair hakkını saklı tutarak 13.2099.129 TL'nin %54 faiziyle birlikte tahsilini dava etmiş, anı mahkemenin 1990/371 esasında kayıtlı olup, aynı iş nedeniyle borcun bulunmadığının ve 32 milyon liralık banka teminat mektuplarının karşılıksız kaldığının tespitine dair dava ile bu dava birleştirilerek yargılama yapılmıştır.
Davalı taraf bedelin konut başına 5.850.000.- TL olarak götürü kararlaştırıldığını, yapılan avans ödemelerinden ötürü iş sahibinin borçlu değil alacaklı bulunduğunu, konutların niteliği itibarıyla KDV'den muaf bulunduğunu, biten konutlarda faturanın doğrudan hak sahipleri adına düzenlendiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporuna bağlı kalınarak konut bedellerinin götürü olduğu kabulle ödemelere göre her iki davanın reddine karar verilmiştir.
Yanlar arasında eser sözleşmesi mevcuttur. Yazılı olmayan bu sözleşmede davacı bedelin yapılan işe göre saptanacağını, davalı da bedelin konut başına 5.850.000 TL olarak götürü kararlaştırıldığını iddia etmektedir. Bu durumda bedelin kararlaştırılmış bulunduğunu ve bunun götürü olduğunu ileri süren davalının bu iddiayı kanıtlaması gerekir (BK md. 366). Davalı tarafça ibraz edilen faturalar davacı şirketçe düzenlenmiş değildir. Mahkemenin buna dair kabulü yanılgıya dayalıdır. Bu faturalar emsal işlerde başka yüklenicilerce tanzim edilmiş olmakla davacıyı bağlamaz. Ancak bu çekişmede, saptanacak iş değerinin ve yüklenicinin masrafının, piyasa rayiç değerlerinin... yerindeliğini kontrol ve takdirde dikkate alınabilir. Davalı götürü bedelin varlığını HUMK'nun 288 ve ardından gelen maddelerinde öngörülen kanıtlarla ıspatlayamamıştır. Ne var ki, cevap dilekçesinde "s. delail" demek suretiyle icabında yemin deliline dayandığını da belirtmiştir. Bundan ötürü davalıya yemin teklif hakkının hatırlatılması, sonucuna göre götürü bedel kanıtlandığında davanın şimdiki gibi reddine karar verilmesi, yemin teklifi hakkı hatırlatılması sonucu da götürü bedel kanıtlanamazsa BK'nın 366. maddesi hükmüne uyularak eser bedelinin yapılan işin değerine ve yüklenicinin masrafına göre tayin ettirilmesi,
Bu durumda da Bayındırlık birim fiyatları değil, piyasa rayiç bedellerinin esas alınması, işe 1987 yılında başlanıldığına göre her yıl yapılan işler için o yıl rayiçlerinin uygulanması, inşaat girdilerinden olan bir kısım malzemenin davalı şirketçe davacıya teslim edildiği inkâr edilmediğine göre, tarafların isticvabıyla bu malzemelerin ne miktarda ve hangi koşullarla verildiğinin icabında yanların ticari defter ve kayıtları da incelenerek açıklığa kavuşturulması, serbest piyasa yerine bu malzemelerin davalıdan temininin işin değerine ve yüklenicinin masrafına tesirinin göz önünde bulundurulması işin ulaştığı aşamayla, mevcut işlerde nesafet farkının belirlenmesi, yapılan tespit sonucu alınan raporlara yöneltilen itirazların nazara alınması... suretiyle yaptırılacak hesapla saptanacak iş bedelinin, ihtilafsız ödemelerle karşılaştırılması, davalı ticari şirket tacir olduğundan işin KDV'ye tabi bulunduğu da gözetilerek hükme varılması gerekir.
Oysa mahkemece götürü bedelin varlığından hareketle, yeterli olmayan rapora bağlı kalınıp karar verilmiştir. Bu nedenlerle karar bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden : Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.06.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy