(743 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 28.12.1992 gün ve 1991/885 - 1992/875 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 14.7.1994 gün ve 1994/3223 - 6787 sayılı ilâmı:
(... Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminata ilişkindir.
Yayınlanmasında Kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haber verilirken özle biçim arasında denge kurulmalıdır. Haber (ve eleştiri) gerçek, güncel ve yayınlanmasında toplumsal ilgi bulunsa bile uslup ve seçilen sözcükler, aşağılayıcı, küçük düşürücü, incitici, abartılı ise salt bu nedenle yayın hukuka aykırı olur ve davacı tazminat istemekte haklı bulunur.
Somut olayda, davalı birtakım olayları anlatırken, bu koşula uymamış ve aşağılayıcı bir tarzda iktidara ve hanedana çıkar sağlayan, işbitirici, yazık, yazık gibi deyimlere yer vermiştir. Öyleyse davalı taraf uygun ve ılımlı düzeyde tazminatla sorumlu tutulmalıdır.
Yerel mahkemece, bu yön gözetilmeyerek yayınlanmasında Kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haberin verilmesi nedeni ile davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Basın açıklamaları dolayısıyla kişilik haklarının zedelenebileceği kuşkusuzdur. Hemen öncelikle belirtmek gerekir ki eğer basında yer alan haber (ya da eleştiri) gerçeği yansıtmıyorsa kural olarak basın, sorumlu olur. Ancak açıklanan olay, doğruysa bu kez onun güncel olup olmadığına, yayında Kamu yararı bulunup bulunmadığına bakılmak icap eder. Güncellik ve Kamu yararı koşulları yoksa basının, yine sorumlu tutulması gerekir. Zira gerçeklik, güncellik ve toplumsal ilgi (Kamu yararı) hukuka aykırılığı ortadan kâldıran durumalrdır, fakat yeterli değildir. Basının sorumsuzluğu için haber (ya da eleştirinin) yayınında ayrıca biçimsel koşula uyulma zorunluluğu vardır. Öze ilişkin koşulların varlığı durumunda yayında, seçilen sözcükler, aşağılayıcı, küçük düşürücü, incitici, abartılı ise, salt bu nedenle yayın, hukuka aykırı olur ve yayına konu olan kişi (ya da kişiler) basının sorumlu tutulmasını istemekte haklı olurlar.
Anılan kurallar yönünden yerel mahkemeyle Özel Daire çoğunluğu arasında da görüş aykırılığı yoktur. Uyuşmazlık, seçilen sözcüklerin aşağılayıcı düzeyde bulunup bulunmadığı, eş anlatımla özle biçim arasında bulunması gerekli dengenin bozulup bozulmadığı noktasında toplanmaktadır. Genel Kurulda, yapılan görüşmeler sonucunda belirtilen anlatımın, aşağılayıcı bulunmadığı özle biçim arasında dengenin aşılmamış olduğu yolunda değer yargısı oluşmuştur. Bu nedenle Usul ve Yasa'ya uygun görülen direnme kararının onanması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 08.11.1995 tarihinde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy