(743 S. K. m. 6) (3095 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 101, 103, 105)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 9.12.1994 gün ve 1993/373 E - 1994/942 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21.2.1995 gün ve 1995/2635-3876 sayılı ilamı;
... Dava kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle davacının faiz alacağı dışındaki munzam zararının tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece dava kabul edilmiştir.
Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi halinde davacının sadece faiz isteme hakkı doğacağı düşünülmeden ayrıca munzam zararın doğduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme'ce önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: BK.'nun 105. maddesi uyarınca borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilmeyeceğini ispat etmedikçe borcun geç ifasından dolayı alacaklının geçmiş günler faizini aşan zararını tazmin ile mükelleftir.
Bu nedenle özellikle alacaklının geçmiş günler faizini aşan zararının mevcut bulunduğunun kanıtlanması gerekir.
Somut olayda ihtilafsız kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden dolayı yasal temerrüt faizini aşan zararın meydana geldiği öne sürülmüş ve bu zararın doğuşu enflasyon olgusu ile, ödenmesi gereken paranın bankaya takyitli olarak bloke edilmiş olmasına bağlanmıştır.
Dava dilekçesinde nasıl belirlediğine yönelik yeterli açıklama yapılmadan 19.377.162.822.- lira olarak tazminat talebinde bulunulmuştur. Mahkeme Temerrüt olgusunu kabul ederek zarar miktarının tespiti için re'sen arayış içine girmiş, kamu bilirkişi kurullarına havale edilmiştir. Bilirkişi kurulları ihtimallere göre hesap yaparak zarar miktarlarını belirlemişler, mahkemece, anlaşmalı mevduat faizi esas alınarak tespit edilen miktara ihbar edilerek 5.685.202.559 lira munzam zarara yasal faizi ile hükmedilmiştir. Hüküm açıkça davacının ihtilafsız bedeli zamanında alması halinde bankaya anlaşmalı ve vadeli olarak yatıracağı varsayımına dayanmaktadır. Oysa somut olayda varsayıma dayanılarak ilgili tarafın TMK.'nun 6. maddesindeki ispat külfetinden kurtulamayacağı aşikardır. Mahkeme'ce hüküm altına alınan tazminat bedeli kanıtlanmış bir zararın karşılığı değildir. Anlaşmalı mevduat faizine hükmedilmesi ise, gerek Borçlar Kanunu'na ve gerekse 3095 sayılı Kanun hükümlerine açıkça aykırıdır.
Kaldı ki 3095 sayılı Kanun, ülke olarak enflasyon olgusunun yoğun olarak yaşandığı ve yıllık enflasyon oranının yüzde otuzlardan yükseklerde bulunduğu tarihlerde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Kanun koyucu buna rağmen faiz ile ilgili iradesini % 30 luk miktar ile açıklamıştır. Bu nedenle temyize konu davada anlaşmalı mevduat faizi getirisinden söz edilip dolaylı yoldan % 30 temerrüt faizinin aşılması doğru değildir.
Hal böyle olunca davacı tarafça, geçmiş günler faizini aşan bir zararın varlığı kanıtlamadığından Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davanın reddi gereğine değinen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASlNA, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy