(506 S. K. m. 79, 62) (1475 S.K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.05.1994 gün ve 1993/1424 E.-1994/345 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi`nin 12.12.1994 gün ve 1994/13474 - 17631 sayılı ilamıyla; (.. Davacı, davalı sendikada teşkilatlandırma genel sekreteri olarak çalışmakta iken 09.09.1988 tarihli kararla geçici olarak 31.10.1989 tarihine kadar işten el çektirildiğini, bu haksız işlem nedeni ile yoksun kaldığı ücret, ikramiye ve sosyal haklarının açtığı dava ile hüküm altına alındığını, daha sonra kendi isteği ile emekli olduğunu ancak, işten el çektirdiği süre için SSK`na prim yatırılmadığı için daha az süre ve miktar üzerinden emekli aylığı alma durumunda kaldığını ileri sürerek bu haksız işlemden kaynaklanan zararın tazminini istemiş, mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Dosyadaki belge ve bilgilere göre davacının Ankara 3. İş Mahkemesinin 1991/1891 Esas sayılı dosyası ile uyuşmazlık konusu süre için sigortalı sayılması isteği ile tespit davası açtığı ve o davanın red edildiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında artık davacı daha az bir süre ve miktar üzerinden emekli olması nedeni ile zarara uğradığını ileri sürerek istekte bulunamaz. Bu husus dikkate alınmaksızın davanın kabulü isabetsizdir..) gerekçesiyle bozularak dosya yerinde geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davalı vekili
Karar: Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, Sendika Teşkilatlandırma Genel Sekreteri olarak çalışmakta iken davalı Sendika Genel Disiplin Kurulu kararı ile geçici olarak işten el çektirildiğini, mahkemece bu işlemin haksızlığı kabul edilerek işten el çektirildiği döneme ilişkin parasal haklarının hüküm altına alındığını, açıkta kaldığı süre değerlendirilemediği için emekliliğinde daha az süre ve miktarın esas alınması sonucu zarara uğradığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
Davalı sendika; davacının çalışmadığı döneme ilişkin primlerin ödettirilmesi ve sigortalılığının tespiti istemini içeren davaların
reddedilerek kesinleştiğini, böylece kesin hüküm oluştuğunu, kusurun da söz konusu olmadığını savunmuştur.
Mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Davacı, 21.12.1986 tarihinde toplanan Sendika Genel Kurulunca Teşkilatlandırma Genel Sekreterliğine getirilmiş, bu görevi ifa etmekte iken Sendika Genel Disiplin Kurulunun 09.09.1988 gün ve 1988/4-2 sayılı kararı ile Sendika Tüzüğünün amaç ve ilkelerine aykırı hareket etmesi nedeniyle 15.09.1988 tarihinden ... 31.10.1989 tarihine kadar geçici olarak işten el çektirilmiştir. Bu kararın iptali ve açıkta kaldığı sürede sigortalılığının tespiti için açtığı davadan sonuç alamamış, ancak aynı dönemde kayba uğradığı ücret, sosyal haklar ve iş sonu tazminatının, bir başka anlatımla yoksun kaldığı parasal haklarının hüküm altına alınması isteği ile açtığı dava ise kabul edilmiştir. Davacının işten el çektirildikten sonra ... işletmelerinde bir süre çalıştığı ve 11.07.1992 tarihinde de emekli olduğu anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; haksızlığı mahkeme kararı ile tespit edilen geçici işten elçektirme işleminden dolayı davacının emekliliğinde daha az süre ve miktarın esas alınması sonucu uğradığı zarardan davalı sendikanın sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi davacı açıkta kaldığı sürede çalışmadığı ve dolayısıyla de prime esas kazanç elde etmediği için anılan dönem, sigortalılığından sayılmamış, bu konuda açtığı davalar red ile sonuçlanarak kesinleşmiştir. Aynı dönemde yoksun kaldığı kimi parasal haklar işlemin haksızlığı belirtilmek suretiyle hüküm altına alınmış ise de, emeklilikten dolayı uğradığını iddia ettiği zarardan sendikanın sorumlu tutulması olanağı yoktur. Gerçi bilirkişi raporunda, davacının doğum tarihi gözönünde tutularak 65 yaşına kadar çalışacağı varsayılmak suretiyle ihtimali hesaplar yapılarak zarar miktarı belirlenmek yoluna gidilmiştir. Ancak yerel mahkemece, davalı sendikanın eylemi ile bu zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı kabul edilerek hüküm kurulmuş olması hatalıdır. Gerçekten öncelikle belirtmek gerekir ki, pozitif hukukumuzda, haksız olarak hizmet sözleşmesine ya da sendikadaki göreve son verilmesi halinde ne gibi yaptırımların uygulanacağı ayrıntılı ve sistematik biçimde gösterilmiştir. Ne var ki gerek 1475 sayılı İş Kanunu, gerek 2821 sayılı Sendikalar Kanunu; haksız olarak işine son verilen işçi ya da sendikacının daha az ücret ve hizmet üzerinden emekli olma durumunda, işveren ya da sendikanın sorumlu tutulmasını öngören bir düzenlemeye yer vermiş değildir. Bu konuda asıl ve önemle üzerinde durulması gereken husus; somut olayda sendikanın eylemi ile emekli aylığının azlığı olgusu arasında uygun illiyet bağının bulunmamasıdır. Gerçekten emekli olup olmama hususu davacının kendi iradesine bağlı bir keyfiyettir. Olayda, davacının geçici işten el çektirilmesi işleminden sonra, bir süre, sigortalı çalışmış olması da, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır İşten elçektirme işlemi ile emeklilik arasında bir bağlantı kurmak olanağı yoktur. Öğretide ve kararlılık kazanmış uygulamada; zarar ve eylem arasındaki illiyet bağı, zararın haksız eylemin bir sonucu olarak ortaya çıkması, doğmuş bulunması biçiminde tanımlanmaktadır. Yine aynı görüşe göre haksız eylemi işleyen kişinin eyleminin bütün sonuçlarından sorumlu tutulması olanağı yoktur. Genel deneyimlerin verilerine ve objektif olasılığa göre, zararın gerçekleşme ihtimalinin makul ölçüler içinde bulunması gerekmektedir. Buna göre şayet zararın gerçekleşmesi her türlü olasılık dışında bulunmakta ise sorumluluk söz konusu olmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğu doğuran eylem, niteliği itibariyle gerçekleşen türden bir zararı genellikle meydana getirmeye elverişli değilse, uygun illiyet bağından ve dolayısıyla sorumluluktan söz edilemez. Bu maddi ve hukuki olgular karşısında, davalı sendikanın artık davacının daha az süre ve miktar üzerinden emekli olması sonucu uğradığı zarardan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu itibarla Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
O halde usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.`nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.11.1995 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy