(818 S. K. m. 18, 512, 519)
Dava: Taraflar arasındaki "muvazaa nedeniyle tapu iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tokat Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.11.1995 gün ve E. 1993/298 - K. 1995/535 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.5.1996 gün ve E. 1996/4933 - K. 1996/5649 sayılı ilamı: (...Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi taraflara karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme karşılığı, bakım borçlusu da bakım alacaklısına ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı temlikin muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. Bu durumda asıl olan bakım alacaklısı miras bırakanın bu temliki işlemi yapmada güttüğü amacın, belirlenmesidir. Zira muvazaa en sade anlatımla irade ile beyan anrasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Bu itibarla tüm deliller birlikte değerlendirilerek miras bırakanın bu temliki işlemdeki gerçek iradesi tespit edilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için özellikle evlada karşı yapılan temlik işlemlerinde sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. bu ihtiyacın sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Asıl saptanması gereken husus bu temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılıp yapılmadığından ve temlikte bakıp gözetme koşulunun değil bağış amacının üstün tutulup tutulmadığının saptanmasıdır. Bunun belirlenmesi içinde sözleşme tarihinde miras bırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durum, elinde bulunan malların mevcudu, aile koşulları ve ilişkileri temlik eden mal miktarının tüm mal varlığına göre makul karşılanacak bir sınır içinde kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Yukarıda belirtilen ilke ve olgular gözetilerek somut olaya bakıldığında; murisin çekişmeye konu temliki işlemi diğer mirasçılarından mal kaçırma amacı ile değil, kendisinin bakılıp gözetilmesi maksadı ile temlik ettiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), 26.3.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy