(3402 S. K. m. 12)
Taraflar arasındaki Tapu iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kırşehir Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.5.1993 gün ve 1992/534 E - 1993/224 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 7.11.1994 gün ve 11525-13820 sayılı ilâmı:
( ... Davacılar, 4753 sayılı Yasaya göre, oluşturulan ve revizyon görmeyen tevzii tapusuna tutunarak iptal ve tescil istemişlerdir.
Davalı Hazine, on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu taşınmaz, başlangıçta, Ortaköy İlçesi S. Alaca Köyünün sınırları içerisinde iken, 4753 sayılı Kanun uyarınca 17.12.1963 tarihinde Hazine adına belirtmesi yapılmış daha sonra 25.3.1970 tarihinde, davacılar adına tescil edilmiştir. Ne var ki, İdari sınır değişikliği sonucu Köy, Kırşehir İli merkez ilçeye bağlanmıştır. Tapulama Müdürlüğü; Tevzii Komisyonunca Hazine adına oluşturulan ilk kayıtları tapulamaya devir etmiş ve tapulama sırasında da, burası (1590) parsel olarak Hazine adına tespit edilmiş ve tespit 15.2.1969 tarihinde itirazsız kesinleşmiştir. İş bu dava ise, 7.7.1992 tarihinde açılmıştır. Sonradan İdari teşkilatta değişiklik yapılması ve taşınmazın başka yerleşim birimine bağlanması ve orada tapulamaya tabi tutulması da hak düşürücü sürenin gözetilmesini engelleyemez. Olayda, tapulama tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren, davanın açıldığı tarihe kadar on yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. O halde, davanın bu nedenle, reddi gerekirken açıklanan yasal kural gözardı edilerek kabul kararı verilmesi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Yerel mahkemenin davanın kabulüne dair kurduğu hüküm, özel Dairece, çekişmeli taşınmaza ait tapulama tespitinin kesinleştiği tarihten, temyize konu davanın açıldığı tarihe kadar yasada öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğine işaretle bozulmuştur.
Gerçekten, kadastroca düzenlenen tutanaklarda belirtilen haklara karşı, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılmayacağı 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3. maddesi hükmü gereğidir.
Olayda da dava konusu taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı 15.2.1969 tarihinde kesinleşmiş olup eldeki dava 7.7.1992 tarihinde açılmıştır. Ne var ki, davacının iptal isteğine dayanak tuttuğu kayıt bu yere ait tespitin kesinleştiği tarihten sonra 25.3.1970 tarihinde oluşmuştur. Bu durumda davada, iptal isteğinde tespit öncesi değil aksine tespitten sonra oluşan nedene dayanılmış bulunulduğuna göre, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinin uygulama yeri bulunmadığı aşikar olduğundan, yerel mahkemenin bu yöne değinen direnmesi yerindedir. Ancak, işin esası ile ilgili temyiz itirazları Özel Dairesince incelenmemiştir. Bu itibarla yerel mahkemenin direnmesi yerinde ise de, esas hakkında kurulan hükme yöneltilen temyiz itirazlarının tetkiki için Dosya Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy