(743 S. K. m. 661) (1086 S. K. m. 1) (3194 S. K. m. 42)
Dava: Taraflar arasındaki "elatmanın önlenmesi - kal" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sivas Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce davanın görev yönünden reddine dair verilen 19.12.1994 gün ve 1992/308 - 1994/1155 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 13.5.1995 gün ve 1995/4500 - 5571 sayılı ilamı:
(... Dava, imara aykırı olarak yapılan ve aydınlığa engel olan inşaat sebebiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın idari nitelikte olduğu gerekçesine dayanılarak görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Ne varki, imara aykırılık iddiasının hal mercii idare veya idari yargı Mahkemeleri ise de, davada bu istek yanında ışık ve havanın kapatılması nedeni ile elatma ve yıkım isteğinede yer verildiğine göre, mahkemece olayda, Medeni Yasa'nın 661. maddesi uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. O halde, bu yönden davaya bakmaya Genel Mahkemelerin görevli olduğu gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, davalı tarafından inşaa edilen yapının imara aykırı bulunduğu ve bu haliyle kendi binasının ışık ve havalanmasına engel olduğu iddiasına dayalı, elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
Öncelikle, kural olarak belirtmek gerekir ki; salt imara aykırılık iddiasının çözüm yeri idari yargıdır. Ancak, komşunun imara aykırı inşaatı ile, ışık rüzgar, hava gibi doğal enerji kaynaklarından yoksun kalındığı ve imar esaslarına aykırı inşaatdan doğan zarar veya rahatsızlığın, komşudan beklenebilecek hoşgörü sınırlarını aştığı savıyla, M.K.'nun 661 ve müteakip maddeleri çerçevesinde komşuluk Hukuku esaslarına göre açılan davanın çözüm yeri ise adli yargıdır. Bu yön yargısal kararlarda istikrarla uygulandığı gibi, doktrinde de baskın görüş durumundadır. "Taşınmaz Mülkiyetinin Takyitleri" Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay, 1988 bası, sayfa 75).
Somut olayda da, davalılar inşaatının imar yönetmeliğine aykırı yapıldığı savı yanında, bu yapı nedeniyle kendi binasının ışık ve havasının kesilerek zarara uğradığı iddiası ileri sürülmüştür. Ne var ki; dosyada mevcut 11.8.1992 gün 2839 sayılı, Belediye Encümen Kararından, temyize konu davanın açıldığı 17.8.1992 gününden 7 gün önce, davalı inşaatına ait projenin, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 42. maddesi gereğince takdik edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
İnşaat projesinin merciince tasdiki nedeniyle ve de tasdikli proje dışına çıkıldığı ileri sürülmediğine göre olayda adli yargı yönünden imara aykırılık giderilmiş bulunmaktadır.
Davalı yapısının imara uygun bulunması halinde bu yapı yüzünden ışık ve havanın kesildiği iddiasının dinlenmesine imkan mevcut değildir.
Her ne kadar, gerçek şahıslar arasındaki temyize konu davada uyuşmazlık, sıfat itibariyle idari yargıya götürülemez ise de, davacının merciinde idare aleyhine dava açma hakkının bulunduğu kuşkusuzdur.
Bu durumda; davanın reddine dair yerel mahkeme kararı, açıklanan gerekçelerle sonucu itibariyle doğru olduğundan onanmalıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle (ONANMASINA), 23.10.1996 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy