(743 S. K. m. 447, 507, 539, 634, 607, 603) (818 S. K. m. 18, 213) (3402 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Menemen Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen ... 10.4.1995 gün ve 1994/245 Esas - 1995/174 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.9.1995 gün ve 1995/10749 - 12098 sayılı ilamı:
(... Dava, Borçlar Kanun'un 18. maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal sebebine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı vekili, miras bırakanın, çekişmeli taşınmazı davalılara bağışladığı halde, tapuda satış gibi işlem yaptığını ileri sürmüştür. Uygulamada muris muvazaası olarak tanımlanan bu tür muvazaada miras bırakan mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinden yararlanma doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, gerek 7.10.1953 tarih 7/8, gerekse 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme kararlarında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığından, gizli bağış sözleşmede Medeni Kanun'un 634. Borçlar Kanun'un 213 ve Tapulama Kanun'un 26. maddesinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan geçersizdir. Muvazaalı işlemlerin hiç bir hüküm doğurmayacağı gerek uygulamada, gerekse bilimsel alanda ortaklaşa kabul edilmektedir. Sözleşmenin, icra olunduğu tarihten itibaren belirli bir sürenin geçmesi, yanların sözleşmeye icazet vermeleri veya hükümlülüklerini yerine getirmeleri yahut sebebinin ortadan kaldırılması, muvazaalı sözleşmeye geçerlilik kazandırmaz.
Muvazaa def'en veya dava yolu ile her zaman ileri sürülebileceği gibi hakim tarafından da re'sen gözönünde tutulur.
Açıklanan bu ilkeler gözönünde tutulursa, muvazaa savına dayanan mirascının, miras hakkından yoksun bırakılmak istenen mirascı olmasında zorunluluk bulunmadığı sonucuna kolayla ulaşılabilir. Diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl amacının dava eden mirasçıdan değil, başka bir mirascıdan mal kaçırmak olsa dahi, tapulu taşınmazı muvazaalı işlemle devralan kişinin haricinden kalan tüm mirasçılar ve bu arada davacı da, yapılan temlikte zarar gördüklerinden ve iptalinden de hukuki yararları bulunduğundan dava açabilirler, muris muvazaasında yapılan temlikin geçersiz olması için belirli bir mirasçı veya mirasçılardan mal kaçırmak istenmesi koşulu yoktur. Her hangi bir mirasçıdan veya mirasçılardan mal kaçırılması yeterlidir. Daha açık bir anlatımla, muris muvazaası nedeniyle açılan iptal davalarında davacının yapacağı iş kendisinden değil, terekeden mal kaçırılmak için tapulu taşınmazın muvazaalı temlik edildiğini, dava tarihinde kendisinin de mirasçı olduğunu ispat etmekten ibarettir. Söz konusu kişi başka bir mirasçı tarafından açılan ve terekeye döndürülen taşınmazdan da aynı koşullar altında veraset ilamına göre, pay sahibi olmaktadır. Bu nedenlerle, iptal davasının açıldığı tarihte mirasçı olan birinin, muvazaalı sözleşmenin yapıldığı tarihte mirasçı olup olmadığının aranmasına gerek yoktur.
Somut olayda, davacı temlik yapıldığı tarihte mirasçı değildir. Ancak, o tarihte miras bırakanın kendisinden mal kaçırdığı başka mirasçısı bulunmaktadır. Davacı daha sonra miras bırakan tarafından evlat edinilmiş ve mirasçı olmuştur. Aslında tereke malı iken, yapıldığı andan itibaren geçersiz sayılan muvazaalı bir temlikle şeklen başkasının üzerinde gözüken taşınmazda payı olan davacının tapu kaydının iptali için dava açmakta hem hakkı, hemde hukuki yararı bulunmaktadır. Öte yandan, bir dava, açıldığı tarihteki hukuki duruma göre değerlendirilir.
Hal böyle olunca, dava'nın esasına girilip, tarafların delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının sözleşme tarihinden mirascı bulunmadığından sözedilerek dava'nın reddine karar verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davaya konu temliki işlemin yapıldığı tarihte başkaca mirascının varlığına karşın; o tarih itibariyle mirasçı sıfatını henüz kazanmıyan, ancak murisin ölüm gününde mirasçı olan kişi yönünden 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme kararının uygulama yeri bulup bulamıyacağı ve o kişi yılı (davacı) tarafından işlemin iptali davasının açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığı doğuran İnançları Birleştirme kararında, (birkimsenin mirascısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını gerçekte bağışlamak istediği halde, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıkladığının gerçekleşmesi durumunda, saklı pay sahibi olsun yada olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizlenen bağış sözleşmesinde biçim koşulundan yoksun bulunduğu ileri sürerek dava açabilecekleri; bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için düzenlenen MK.'nun 507 ve 603. maddeleri'nin sağladığı haklara etkili olamıyacağı) öngörülmüştür. Gerek kararın gerekçesinden, gerekse bağlayıcı olan sonuç bölümünden böyle bir dava'nın yalnızca temliki işlemin yapıldığı tarihte mirascılık sıfatını taşıyanların açabileceğini kabul edebilmek olanağı yoktur. Aksine, "miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar" denerek o tarihte (temlik tarihinde) mevcut ve sonradan ortaya çıkabilecek mirascılar bakımından ayrım yapılmış değildir. Kararın "bir kimsenin mirascısını" sözcükleriyle başlatılması "mal kaçırma amacını" ortaya koymak içindir.
Hemen belirtilmelidir ki, BK.'nun 18. maddesinde deyimini bulan muvazaa (... tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır...) şeklinde tanımlanabilir. Bilindiği gibi, muvazaa iki türlü olabilir; taraflar, her hangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; yada taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla başka bir işlemin kurulduğu görünümünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar (Hukuk Genel Kurulu 4.5.1960 gün ve 2/24 E. - 24.; Hukuk Genel Kurulu 3.6.1964 gün ve 2/422 E. - 398 K.; Hukuk Genel Kurulu aynı gün 2/335 E.-397 K.; Hukuk Genel Kurulu 4.5.1966 gün ve 2/406-132; Hukuk Genel Kurulu 22.12.1982 gün ve 13/1905 E. - 966 K.). Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar; görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından ötürü her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem (bağış) dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir. (MK.Md.634.BK.Md.213,2613 sayılı Kanun Md.26). Müeyyidesi mutlak butlan olan ve başlangıcından itibaren hükümsüzlük ifade eden işlem icazet (onay) ile yada zaman geçmekle geçerlilik kazanamıyacağına göre işlemden sonra mirascılık sıfatını alan kişiler için geçerli hale gelemez. Bu tür işlemlerde temlike konu tapulu taşınmaz yada taşınmazların mülkiyeti temlik yapılana şeklen nakledilmiş gözüksede, gerçekte miras bırakanın mal varlığından (terekesinden) çıkmış sayılamaz. Diğer bir
Bu içtihat kararının tamamını okumak, çevirmek ve arşivinize eklemek için aktif bir abonelik gereklidir.