(2004 S. K. m. 72) (2560 S. K. m. 6, 11, 13, 23)
Dava: Taraflar arasındaki "akdin feshi, menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 7. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 23.03.1995 gün ve 1994/210-1995/224 sayılı kararın incelenmesi davalı İSKİ vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 03.07.1995 gün ve 1995/6406-6610 sayılı ilamı ile; ( ... Davacı, maliki bulunduğu taşınmaz üzerinde yapacağı inşaatın su ihtiyacını karşılamak amacıyla kuyu açtığını çıkan suyu sırf inşaatın ihtiyacı için kullandığı halde, davalının kuyuyu kapatma tehdidiyle abonman sözleşmesi imzalattığını, ilgili mevzuata göre davalının böyle bir sözleşmede taraf olma ehliyetinin ve ifa edebileceği herhangi bir edimin bulunmadığını öne sürerek, 08.09.1993 günlü abonman sözleşmesinin iptaline ve bu sözleşme gereğince tahakkuk ettirilmiş olan 307.088.000 TL. tutarındaki faturalardan dolayı davalıya borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı davacının aboneliğinin İSKİ Kuruluş Yasası'na göre çıkarılan yönetmeliğin 6, 16 ve 18. maddelerine dayandığını, tahakkuk ettirilen ücretin davacının açtığı kuyudan çekilen suyun değil, bu şekilde çekilip kullanılan atık suyun uzaklaştırılmasının bedeli olduğunu, bu bedelin alınmasının bir hizmetin sunulması şartına bağlı da bulunmadığını savunmuş davanın reddini dilemiştir.
Mahkeme'ce, davanın kabulüne karar verilmiş, 20.11.1981 kabul tarihli 2560 sayılı yasaya göre kurulan davalı İSKİ, İstanbul'da kullanma suyu ve atık sular için tesisler kurmak, tarifeler hazırlamak ve bu sular için para tahsil etmek görev ve yetkisiyle donatılmış, bu yetkiler adı geçen idarenin tekeline verilmiştir. Her abonenin kullandığı su kadar atık su ürettiği kuşkusuzdur. İSKİ bu atık suları kanalizasyon vasıtasıyla veya toplanma çukurlarını boşaltmak suretiyle zararsız bir hale getirecektir. Olanaklarının yetersiz kaldığı ve hizmeti bizzat yerine getiremediği durumlarda, bu iş için uygun teknik donanıma sahip gerçek veya tüzel kişilere ruhsatname verilmek suretiyle hizmetin kısmen bunlara gördürülmesi, yasadan kaynaklanan hak ve yetki tekelinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Öte yandan idarenin hizmeti hiç yerine getirmemesi, idare hukukunun "hizmet kusuru" kavramı çerçevesinde sorumluluğunun doğmasına yol açabilirse de, bu durum herhangi bir şekilde su kullanan ve bu nedenle de zorunlu olarak atık su üreten abonelerin izin almaksızın gelişigüzel atık su boşaltmalarına ve hizmetin yerine getirilmediği gerekçesine dayanarak, atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına hak vermez. Açıklanan nedenler altında davalı İSKİ'nin vecibesini yerine getirmediği ve getirmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi, yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme'ce önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, 2560 sayılı Yasaya göre kurulan İSKİ'nin anılan yasada İstanbul'da kullanma suyu ve atık sular için tesisler kurmak, kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı, müstakil bütçeli, Kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olduğu açıklanmıştır.
Anayasa'nın 127. maddesinde yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynaklarının sağlanacağı belirtilmiş ve bu cümleden olmak üzere 2560 sayılı Yasanın 6/f, 11/e, 13/a ve 23. maddelerinde ""kullanılmış suların boşaltılmasına ilişkin tarifelerin genel müdürlükçe hazırlanıp, yönetim kurulu'nca İSKİ Genel Kurulu'na sunulacağı ve Genel Kurul'ca karara bağlanıp yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmış ve kanunun verdiği bu yetki çerçevesinde İSKİ Genel Kurulu'nca tarifeler yönetmeliği kabul edilerek 01.01.1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğin 2. maddesinde, kaynaklardan sağlanan, kullanma ve sanayi suyunun uzaklaştırılması ya da kullanıldıktan sonra uzaklaştırılması ve çevre kirlenmesini önleyecek tedbirlerle ilgili olarak her türlü bedel ve yaptırımların düzenleneceği açıklanmış, 5. maddesinde de, İSKİ ile sözleşme yapan gerçek ve tüzel kişilerin Su Abonesi ve Atıksu Abonesi olarak anılacağı karara bağlanmıştır. Davacı şirketin davalı idare ile atıksu abone sözleşmesi yaptığı da uyuşmazlık konusu bulunmamaktadır.
Davalı İdare, tesis amacını gerçekleştirmek için halkın, mahalli ve müşterek ihtiyaçlarını görmek üzere kurulan mahalli bir Kamu tüzel kişiliğidir. Müstakil bütçeli Kamu idareleri organları vasıtasıyla iradelerini açıklarlar. Davalı idarenin, davacı ile sözleşme yapması yasadan doğan bir yetki kullanımıdır. Diğer taraftan 1961 ve 1982 tarihli Anayasa'mızın 8, 115 ve 124. maddelerinde Kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği belirtilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi 07.06.1973 gün ve 12/24, Danıştay Daireler Kurulu 05.04.1974 gün 358/437, 16.06.1978 gün 494/397 sayılı kararlarında da, idarenin tüzük ve yönetmelik çıkarma yetkisi dışında genel nitelikte hukuki tasarruflarda bulunabileceği açıkça ifade edilmiştir. O halde İSKİ'nin atık sular için tarife yapması ve bu tarifeler uyarınca ücret alması tamamen Anayasa ve kuruluş kanununun verdiği bir yetki olup, tarifelerin yasadan doğmayan bir yetkiye istinaden çıkartıldığı iddiası doğru görülememiştir.
Ayrıca davalı idare, abonenin kendisi tarafından açılan kuyusundan çektiği temiz sudan herhangi bir ücret almadığından somut olayda 15 Aralık 1960 gün 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun hükmünün tatbik olanağı bulunmadığı da açıktır.
Davacı vekilinin tesisin kurulduğu Yakuplu Köyünün İSKİ'nin görev alanı dışında kaldığı iddiasına gelince; Atıksu üreten tesisin İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, Yakuplu Köyü, Beylikdüzü mevkiinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten İSKİ'nin hizmeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanı ile sınırlıdır. Ne var ki, büyük bir metropol olan İstanbul'un sınırlarında bulunan ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan Büyükçekmece gölünün kıyılarındaki yapılaşmayı ve kirlenmeyi önlemek amacıyla kanunun 1. maddesinin verdiği açık yetkiye dayanarak Bakanlar Kurulu, 12.03.1987 gün 87/11578 sayılı Kararname ile Büyükçekmece Belediyesi'nin yerleşim alanının da İSKİ'nin görev alanı içine alınmasını kararlaştırmıştır. Nitekim, Davacı tarafından itiraza uğramayan 20.12.1994 tarihli bilirkişi raporunda da, tesisin İSKİ görev alanı içinde kaldığı belirtilmiştir. O itibarla davacı vekilinin İSKİ Yasasının müvekkilleri hakkında uygulanamayacağı savunması kabule şayan görülememiştir.
Yine olayın aydınlığa çıkarılması için tarifesine göre alınan atıksu bedelinin, vergi resim, harç ve benzeri yükümlülük olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi vergi, Kamu giderlerini karşılamak amacıyla yasalarla gerçek ve tüzel kişilerden mali güçlerine göre istenen bir yükümlülüktür. Vergi, belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayıp, tüm Kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payını ifade eder. Harç, fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, Kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanması karşılığında yaptıkları ödemelerdir. Kişilerin kendi lehine Kamu eliyle özel bir yarar sağlanması harcın önemli bir vasfını teşkil eder. Resim ise, harca benzer bir biçimde, devlet dairelerinde Kamu Kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan giderlerin karşılığında yalnız o işle ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerden sağlanan gelirlerdir. Vergi, Resim, Harç benzeri mali yükümlülük ise, kişilerden kimi Kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığı olmaksızın Kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin ortak özellikleri Kamu gücüne dayanılarak tek taraflı iradeyle alınmaları, gereğinde zorla alınmaları ve bir yasayla konulmalarıdır.
Atık su bedeli ise, bir tarifeye göre ve abonman sözleşmesine dayanılarak alınmaktadır. Başka bir anlatımla kişi ile idare arasında Abonman Sözleşmesi ilişkisi doğmakta, idare bu ilişkiden sonra yürürlükte olan tarifeler uyarınca ücret tahakkuk ettirmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı Kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Abone ile İSKİ arasındaki sözleşme daha ziyade iltihakı sözleşme tipine uymaktadır. Hizmetin tekel nitelikte olması ve çok kişiye götürülme zorunluluğu işin çoğunlukla tip sözleşmelerle ve kişilerin bu sözleşmelere katılımıyla gerçekleşmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi 14.02.1991 gün E. 1990/18, K. 1991/4 sayılı kararında Atık su bedelinin vergi, resim, harç ve bunların benzeri olmadığını, istenen bu bedelin, Özel hukuk ilişkisinden doğan iltihaki bir sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan alacak bulunduğunu, atık su bedelinin tahsiline olanak sağlayan 2560 sayılı Yasanın 6/f, 11/e ve 13. maddelerinin, Anayasa'nın 10 ve 73. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir.
Özet olarak denebilir ki, Anayasa Mahkemesi'nce Atık su bedeli alınmasına ilişkin Yasa maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı gerçeği ortada iken, yasadan kaynaklanan bu alacağın BK'nun 19 ve 20. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmek tutarlı görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca da yapılan müzakerede istenen atık su bedeli, bir hizmet karşılığı olabileceği gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan İstanbul şehrinin içme, kullanma ve Endüstri suyu ihtiyaçlarının, yeraltı ve yerüstü kaynaklardan sağlanması, ihtiyaç sahiplerine dağıtılması, kullanılmış sular ile bunların uzaklaştırılması, bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu ve yeraltı sularının kullanılmış sularla kirlenmesini önlemek için yeni tesisler kurmak, kurulu olanların bakım ve işletilmesini sağlamak amacıyla bu hizmetlerin görülmesini temin zımnında özel hukuk hükümlerinden doğan ve sözleşme ilişkisine dayanılarak İSKİ tarafından alınan bir bedel olduğu görüşü benimsenmiştir. Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulu'nca da aynen kabul edilen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.10.1996 gününde, oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy